Yeni bir şeyler yazmalıyım. Sırf yazmış olmak için yazıyorum şu an, saat sabahın 3'ü (hep böyle bir cümle kurmak istemiştim, ehe, kısmet..), aklım bomboştu, içinden blog geçti, dedim iki harf tıkırdatayım şenlik olsun...
İyiyim blog, nasıl olayım. Bak senle de senli-benli olmuşuz, o kadar mı yalnızım, yoo aslında.
Buraya babamla ilgili geçen sefer aklıma gelmemiş bir sürü şey yazmak isterim, lakin emin değilim. Ben hep etrafa yansıtmayanlar grubundan oldum, içimde oldu bitti çoğu zaman. Bu durumun da %30-40 yansımasını gördü etrafımdaki insanlar ve zaman da geçti biraz, şimdi yeni şeyler söyleyeyim diyorum. Ki zor, cidden zor ama o da olacak bir gün biliyorum.
Bu aralar bi de nasihat veresim var ele güne. Hoş benim neyime de, hani acım büyük ya, geçeyim baş köşeye, "Aman canlar!...." diyeyim, falan. Hiç de sevmem nasihatın iki tarafında olmayı da.
Ama şunu söyleyeceğim, az önce dedim ya ben etrafa yansıtmam diye, siz öyle yapmayın. Çok ciddiyim, yansıtın derdinizi de kederinizi de. Suyunu çıkarmadan tabi. Çünkü insanlar sizi anlamıyorlar başka türlü; derdinizi önemsemediğinizi zannediyorlar ya da çok güçlü olduğunuzu sanıp sizinle ilgilenme, empati kurma, sizi anlamaya çalışma gibi zahmetlere girmiyorlar. Siz içinizde yaşadıkça, gün olup an gelip de duygunuzu dışarı çıkarma hakkınızı da kaybediyorsunuz benden söylemesi. Kendim yaşadım da ordan biliyorum. Ben beceremiyorum siz yapmayın bari. Özünde insan desteğe muhtaç çünkü, kendi farkında olmasa bile (bu da ben oluyorum), bir zaman geliyor idrak ediveriyor bu gerçeği.
Evet nasihat bölümüm de böyleydi, elime sağlık.
Canım söylemek istedi, söyledim.
Peki.
Kaydı yayınla.
dök abicim tam şuraya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dök abicim tam şuraya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Nisan 2010 Pazar
9 Ocak 2010 Cumartesi
Fix Me
Mektubuma Çilekli'cimin şahane sürpriziyle başlamayı bir borç bilirim. Bu insan var ya sevgili okur, acayip ince düşünceli, hatırşinaz, zarif bir insandır, şahitlik ederim.
Bana nişanlandım diye hediye yolladı, ben de şaşkın şaşkın kabul ettim. Halbuki ne şaşırıyorum, bu da böyle bi model işte, soyu tükenenlerden :)
Çileklicim, burda herkesin önünde çok teşekkür ediyorum canım, çok anlamlı olduğuna hiç şüphen olmasın :)
Bakınız cümle aleme de manzara koyuyorum, işte bu kolyedir beni fetheden :)

Bunun dışında, iyi değilim sevgili okur. Evet sonunda söyledim, iyi değilim kardeşim. Kendi elimden bu hakkı almama kızmış olarak, biraz da ben iyi olmamak istiyorum.
Kendimle çelişiyorum, nolmuş?
Evet biliyorum, ne var?
Yanlış mı, eee?
Babam iyi değil, yeni bir şeyleri sindirecek gücüm yok, sevdiğim işlerle iştigal edemiyorum, endişeliyim falan da filan. Bahanem çok, saymaya kalksam. Yok ya, bunları düşünmüyorum bile aslında. Çünkü düşünmekten de çıkmış durumdayım, yörüngeden kaydım gittim. Ama ne kadar kaysam da bahaneleri sevmeme huyumdan vazgeçmemişim, ki bu da enteresan vazgeçtiklerime bakılınca.. Neyse...
Konuşmadan anlaşılmayı beklemek hata, değil mi? Evet. Konuşup anlaşılmayı beklemek de hata ki. Seni ne kadar tanıyor ki, neyi anlasın... Öyleyse kimseye haksızlık etmemeli. Sana da haksızlık etmiyorum okur, zaten benim yazılarımı anlayanları Oxford'a alıyorlar, zorlama kendini, he de geççç..
Çok bi kendi kendimeydim şimdiye dek. Hep kendim çözdüm, aştım, durdum, geçtim, gittim, geldim, hallettim sonunda. Ama yorucuydu..., cidden.. Şimdi bunu bir kenara bırakmak isterken, daha fazla yorulmamayı umarken, önüme çıkan şey, bunun aslında değişmeyeceği gerçeği. Yalnızsın kardeşim dünyada, bitti, bu kadar. İnsana kendinden, Rabbinden başkasından hayır yok. Alışık da değilim zaten paylaşmaya, paylaştığım insanlar 13-10-7 yıllık. He gerçi artık onlara anlatmama gerek bile kalmıyor, direkt anlıyorlar, haliyle yine paylaşmamış oluyorum, negzel :) E o kadar zamanın geçmesine kimin sabrı var ki?
Kapılarımı kapatıyorum evet. Dönüp giden kendi bilir. Oysa ki ben kapımı kapadığımda, çalınırsa açarım tekrar. Anlamak isterim karşımdakinin samimiyetini. Basittir özünde işleyişim, görmeye göz gerek.
Uzaktan bakınca zor evet, kolay olan neyin kıymeti olmuş ki?
Koyver gitsin mi dersin, bu koyvermiş halim.. Ama boşver deme. Benim boşverişim bile bilinçli oluyor, bilincim kapalı şu sıra, boşveremiyorum haliyle. Pek de doluyum, bunları boşaltayım ki önce, boş verebileyim..
Şu adamların şarkıları nasıl da harfiyyen anlatıyor beni bilmiyorum ama yapmışlar işte..
Dinleyin aziz cemaat. Belki içinizden bir anlayan çıkar. Hala mı anlaşılma derdindeyim ne? Peki, boşverin siz, ben veremesem de, bi de size yük çıkarmayayım şimdi.
Listen& pass : Coldplay - Fix you
Bana nişanlandım diye hediye yolladı, ben de şaşkın şaşkın kabul ettim. Halbuki ne şaşırıyorum, bu da böyle bi model işte, soyu tükenenlerden :)
Çileklicim, burda herkesin önünde çok teşekkür ediyorum canım, çok anlamlı olduğuna hiç şüphen olmasın :)
Bakınız cümle aleme de manzara koyuyorum, işte bu kolyedir beni fetheden :)

Bunun dışında, iyi değilim sevgili okur. Evet sonunda söyledim, iyi değilim kardeşim. Kendi elimden bu hakkı almama kızmış olarak, biraz da ben iyi olmamak istiyorum.
Kendimle çelişiyorum, nolmuş?
Evet biliyorum, ne var?
Yanlış mı, eee?
Babam iyi değil, yeni bir şeyleri sindirecek gücüm yok, sevdiğim işlerle iştigal edemiyorum, endişeliyim falan da filan. Bahanem çok, saymaya kalksam. Yok ya, bunları düşünmüyorum bile aslında. Çünkü düşünmekten de çıkmış durumdayım, yörüngeden kaydım gittim. Ama ne kadar kaysam da bahaneleri sevmeme huyumdan vazgeçmemişim, ki bu da enteresan vazgeçtiklerime bakılınca.. Neyse...
Konuşmadan anlaşılmayı beklemek hata, değil mi? Evet. Konuşup anlaşılmayı beklemek de hata ki. Seni ne kadar tanıyor ki, neyi anlasın... Öyleyse kimseye haksızlık etmemeli. Sana da haksızlık etmiyorum okur, zaten benim yazılarımı anlayanları Oxford'a alıyorlar, zorlama kendini, he de geççç..
Çok bi kendi kendimeydim şimdiye dek. Hep kendim çözdüm, aştım, durdum, geçtim, gittim, geldim, hallettim sonunda. Ama yorucuydu..., cidden.. Şimdi bunu bir kenara bırakmak isterken, daha fazla yorulmamayı umarken, önüme çıkan şey, bunun aslında değişmeyeceği gerçeği. Yalnızsın kardeşim dünyada, bitti, bu kadar. İnsana kendinden, Rabbinden başkasından hayır yok. Alışık da değilim zaten paylaşmaya, paylaştığım insanlar 13-10-7 yıllık. He gerçi artık onlara anlatmama gerek bile kalmıyor, direkt anlıyorlar, haliyle yine paylaşmamış oluyorum, negzel :) E o kadar zamanın geçmesine kimin sabrı var ki?
Kapılarımı kapatıyorum evet. Dönüp giden kendi bilir. Oysa ki ben kapımı kapadığımda, çalınırsa açarım tekrar. Anlamak isterim karşımdakinin samimiyetini. Basittir özünde işleyişim, görmeye göz gerek.
Uzaktan bakınca zor evet, kolay olan neyin kıymeti olmuş ki?
Koyver gitsin mi dersin, bu koyvermiş halim.. Ama boşver deme. Benim boşverişim bile bilinçli oluyor, bilincim kapalı şu sıra, boşveremiyorum haliyle. Pek de doluyum, bunları boşaltayım ki önce, boş verebileyim..
Şu adamların şarkıları nasıl da harfiyyen anlatıyor beni bilmiyorum ama yapmışlar işte..
Dinleyin aziz cemaat. Belki içinizden bir anlayan çıkar. Hala mı anlaşılma derdindeyim ne? Peki, boşverin siz, ben veremesem de, bi de size yük çıkarmayayım şimdi.
Listen& pass : Coldplay - Fix you
7 Ekim 2009 Çarşamba
günaydın
Sabahları servisler falan geçiyor ya vızır vızır, ben duymuyorum.
Bi koşturmaca, bi kalabalık sokaklar, ben görmüyorum.
Yarına yetiştirilmesi gereken işler, bilmiyorum.
Akşama yorgunluk, hissetmiyorum.
Bana bişeyler hatırlatmasın için, çay içmiyorum.
Kimse cevap vermesin diye, söylemiyorum.
Öylece susuyorum...
Bi koşturmaca, bi kalabalık sokaklar, ben görmüyorum.
Yarına yetiştirilmesi gereken işler, bilmiyorum.
Akşama yorgunluk, hissetmiyorum.
Bana bişeyler hatırlatmasın için, çay içmiyorum.
Kimse cevap vermesin diye, söylemiyorum.
Öylece susuyorum...
27 Eylül 2009 Pazar
adrese teslim
Yaptığım yanlışların farkındayım, yine güzel diyebileceğimiz bir şeyler var mı? Buna erdem diyenler de var, ‘haksızlar’ deme, lütfen..
İnsan kendini kurtaramayabiliyormuş bazı hatalardan. Ben yine her şey insanın elindedir sanmışım. İnsan kimin elinde ola ki..?..
İpin bir ucunda nefsim bir ucunda ben, çekiştiriyoruz işte. O benden daha güçlü gibi bu sıra. Çamura düşürmekten çok mutlu. Attığı kahkahalar tüylerimi ürpertiyor. Biliyorum, zevk alıyor.
Ne çok şaşırır oldum. Aynı bedende kaç kişi barınabilir? Nefretten zevk alan da ben, bundan acı duyan da. Vazgeç diyen de ben, bana gaz veren yine ben.
İnsan öfkenin oyuncağı olunca çok komik oluyor. Kim gülüyor ki bu rezilliğe. Kahretsin, güldürmek istediklerim güldürdüklerim değil.
Kimseyi üzmek istememiştim...
İnsan kendini kurtaramayabiliyormuş bazı hatalardan. Ben yine her şey insanın elindedir sanmışım. İnsan kimin elinde ola ki..?..
İpin bir ucunda nefsim bir ucunda ben, çekiştiriyoruz işte. O benden daha güçlü gibi bu sıra. Çamura düşürmekten çok mutlu. Attığı kahkahalar tüylerimi ürpertiyor. Biliyorum, zevk alıyor.
Ne çok şaşırır oldum. Aynı bedende kaç kişi barınabilir? Nefretten zevk alan da ben, bundan acı duyan da. Vazgeç diyen de ben, bana gaz veren yine ben.
İnsan öfkenin oyuncağı olunca çok komik oluyor. Kim gülüyor ki bu rezilliğe. Kahretsin, güldürmek istediklerim güldürdüklerim değil.
Kimseyi üzmek istememiştim...
4 Eylül 2009 Cuma
Yitik Savaşçı
Zaman zaman olan bir şey bu. Herkes gider, ben kalırım. Böyle zamanlar çoğalınca ise, durum “her zaman” olur.Bu kadar “her zaman” fazla bana. Zaman bir duvar gibi ve ben içinden geçemiyorum. Geride kalmanın yok ediciliğiyle unutuluyorum.
İşte zaman zaman da böyle acı verici gerçeklerin, ardına gizlendikleri peçeleri yüzlerinden sıyırıp gözlerine bakıyorum. Korkusuz muyum? Hayır, kendime eziyet ediyorum.
Eziyetin büyüğü de var; “Ne oldu da böyle oldu?” sorusu. Şimdiye kadar hep sürüden ayrılmam, farklı olmanın ayrıcalıklı güzelliğinden değil. Sürüdekiler hep benim sevdiklerimdi, arkadaşlarım, yoldaşlarım (komünist değilim canım:) ).. Hep ayrılmaya mecbur kalan ben oldum.
Ve onlar, yola devam ettiler, bensiz.. Paylaştıkça artan tüm güzelliklerle beraber.
Benimse elimde kalan tek şey, o sevmediğim cep telefonunun bana sağladığı imkanlar oldu. Bu yüzden attım onu bir köşeye, nefret ettim çağrılardan, mesajlardan, kandilden bayrama yollanan o gerzek standart satırlardan.
Cevabına hazır olmadığım soru, “Neden ben? Hep arda kalan?” Böyle deyince isyan çağrışıyor aklıma, yok canım, benimki meraktan. Ama belki de bu soruyu yalnız bırakmalı bir köşede...
PS; Tüm arkadaşlarıma ithafen... Bensiz olunabilecek en güzel yerdeki arkadaşlarıma...
PS2; Ben sıkılıp gitmiş ve temayı değiştirmekle meşgulken, 'burda bir Pervane vardı' diye varlığımı yoklayan (! ;) ), bir de bu vesileyle beni okuduğunu öğrendiğim zat-ı muhteremlere teşekkürler...
6 Temmuz 2009 Pazartesi
karşıki dağlara selamlar
Sevdiğiniz birinin aniden ölmesi mi daha iyi, yoksa hasta olup gün geçtikçe eriyip biterek, adım adım ölmesi mi? Ne abuk bir soru değil mi? Değil işte..Hangisi daha çabuk atlatılır, hangisini hazmetmek daha kolay?
Süre dolunca gidileceğini bilmek mesele değil. Herkesin bir vakti saati var nasılsa evet. Mesele başka.. Kimi zaman o vakit yaklaştığında bir sebep çıkar ortaya, uyarır sizi, sinyalleri vermeye başlar; hastalıktır, yaşlılıktır vs.. Ve dersiniz ki, artık demir almak günü geldi bu limandan. Hazır ola geçer beklersiniz, böyle nefesleri tutup tutup.
Kimi zaman da tam vakti gelince, dıştan bakınca hiç yoktanmış gibi bir sebep peydah oluverir; trafik kazasıdır, kalp krizidir vs.. Siz de dersiniz ki, dağ gibi, sapasağlam adamdı, sırası değildi.
Peki şimdi hangisi daha az acıtır? Ölümün rengi aynı değil mi? “Nasılsa bekliyorduk” demek rahatlatır mı mesela? Ya da şoka girince o afallamayla birlikte atlatmak da kolay mı olur dersiniz?
Sonuçta hayatta her şeye alışılıyor, insan yapısının yaratılışı gereği. Zorluklar kaldırma kuvvetiyle beraber koyuluyor insanın üstüne.
Zaten bence hayat da su üzerinde batmadan durabilmek gibi. İnsan suda çırpındıkça batar, ancak kendini rahat bıraktığı an su onu yüzeye kaldırır. Bence teslimiyetin tanımı, suyun kaldırma kuvvetine güvenmektir ve hayat suyun üzerinde durabilmektir.
Sevdiğin birinin ölümü de dengeyi sarsan dalgalardan, nasıl olursa olsun, aniden ya da yavaştan, benzer acılar yaşatıyor ve zaman geçtikçe ikisi de hafifliyor. Ama ben yine de kurcalıyorum ve düşünmeden edemiyorum.
Kişi hastaysa daha zor gibi geliyor. Çünkü çeşit çeşit tedaviler peşinden koşarken, günden güne gözünün önünde çökerken, beraberindeki herkes, günlerce ölüyor. Üstelik ölüm saati herkes için önceden belirlenmiş ve insan bunu kabullenmeye hazır yaratılmışken. Her şekilde bu acıya katlanılıyorsa, bunu aylarca yıllarca çekmek daha fena değil mi? He “Yeter ki yanımda olsun” demek de var, ama bu biraz bencilce bence. Ve tanıdığın, sevdiğin biri, bambaşka ve acz içinde birine dönüşünce buna dayanmak o kadar basit olmasa gerek.
Aniden ölünce vasiyet bırakamama, helalleşememe durumlarından bahsedilirse de, İslam zaten bunları sağlıklıyken öğütlemiştir. Vasiyet için hasta olmaya gerek yok. Her an ölebileceğini bilmek yeterli. Her kapıdan çıkanın dönmeyebileceği, uyuyanın uyanmayabileceği ihtimali gibi.
Biliyorum, ölümden çok bahsediyorum. Üzgünüm, burnumun ucunda, görmezden gelemiyorum.
26 Nisan 2009 Pazar
scotch brite temizlik ne rahat
İçinde birikenleri bi yavaş yavaş sindirmek var, bi de böyle foşşş diye kusuvermek. Kapağın ağzını açıp bir anda kabı ters çevirip işi yer çekimine bırakmak.
Aslında daha iyiymiş foşşş… oohh dök dök saç her yere, kim toplarsa toplasın. Bırak bu güçlü ayakları.
Kendim ettiiim kendim buulduum gül gibi sarardım solduum eeyvaah eyvaaah eeeeeeeyyy..
Çok da lazım değilmiş dayanıklı olmak. Her yerde saflar, zayıflar, beceriksizler prim yapıyor.
Nerde aptal bi kız var, Allah her şeyi ona vermiş. Ay ben yapamıyoruaaaamm, ay olmuyoaaaarr, bilmem nelerle her işlerini başkalarına yaptıran insan tipleri var. Bunların çoğunluğu da kız. Her işleri rast gidiyor. Erkekler de bunları seviyorlar. Ay neydi bu ben anlamadıaam deyince bir kız, pek bi hoş oluyor erkeklerin gözünde. Ben sana anlatırım canım fırsatı doğuyor.
Annem zaten hep der, adamın karşısında aptala yatacaksın, çok bilmiş olmayacaksın.
Tüm bildiklerimi at çöpe at at at. Allah seni düşün diye mi yarattı e kadın? Töbe estğrthjklkjhh. Allah'tan sazan değilim.
Sonra bilince yaftalama güruhu seni etiketleyiveriyor. Bu olgun, dıınntt tamam geç kenara, bu akıllı dııınnntt sen de geç.
Aaa nasıl yağni ağlıyor musuaan? Ağlayamazsın, sus bakıym!
Ay sen bunu nasıl yaparsın? Sen ne biçim jkhdkj’sın, nasıl olur bu? Nasıl, nasıl, vıdı vıdı vıd.
Aaaahhh yetti bee! Demedim, der miyim? Yani genelde demem. Her türlü eşiğim yüksek, hmm bu iyiydi, dayanıklıyım dııınnntt geç…
Ama naaptım? Foşşş.. Sonra da annemle temizlik yaptık, halı sildik. Sonra da Caddebostan’a sahile gittik mâaile. Kuş gibiydim, öyle hafif, öyle rahat.
Hâlâ aptal değildim ama mutluydum.
Bahar temizliği her yerde, içimde, evimde, odamda. Odam mis gibi kokuyor :)
Aslında daha iyiymiş foşşş… oohh dök dök saç her yere, kim toplarsa toplasın. Bırak bu güçlü ayakları.
Kendim ettiiim kendim buulduum gül gibi sarardım solduum eeyvaah eyvaaah eeeeeeeyyy..
Çok da lazım değilmiş dayanıklı olmak. Her yerde saflar, zayıflar, beceriksizler prim yapıyor.
Nerde aptal bi kız var, Allah her şeyi ona vermiş. Ay ben yapamıyoruaaaamm, ay olmuyoaaaarr, bilmem nelerle her işlerini başkalarına yaptıran insan tipleri var. Bunların çoğunluğu da kız. Her işleri rast gidiyor. Erkekler de bunları seviyorlar. Ay neydi bu ben anlamadıaam deyince bir kız, pek bi hoş oluyor erkeklerin gözünde. Ben sana anlatırım canım fırsatı doğuyor.
Annem zaten hep der, adamın karşısında aptala yatacaksın, çok bilmiş olmayacaksın.
Tüm bildiklerimi at çöpe at at at. Allah seni düşün diye mi yarattı e kadın? Töbe estğrthjklkjhh. Allah'tan sazan değilim.
Sonra bilince yaftalama güruhu seni etiketleyiveriyor. Bu olgun, dıınntt tamam geç kenara, bu akıllı dııınnntt sen de geç.
Aaa nasıl yağni ağlıyor musuaan? Ağlayamazsın, sus bakıym!
Ay sen bunu nasıl yaparsın? Sen ne biçim jkhdkj’sın, nasıl olur bu? Nasıl, nasıl, vıdı vıdı vıd.
Aaaahhh yetti bee! Demedim, der miyim? Yani genelde demem. Her türlü eşiğim yüksek, hmm bu iyiydi, dayanıklıyım dııınnntt geç…
Ama naaptım? Foşşş.. Sonra da annemle temizlik yaptık, halı sildik. Sonra da Caddebostan’a sahile gittik mâaile. Kuş gibiydim, öyle hafif, öyle rahat.
Hâlâ aptal değildim ama mutluydum.
Bahar temizliği her yerde, içimde, evimde, odamda. Odam mis gibi kokuyor :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)