
Hep üzerinde düşündüğüm bir konudur, kadın olmak…
Bir şeyi düşünürken ilk sorguladığım şey onun var oluş sebebidir. Ne olursa olsun işin mantığını, ne işe yaradığını çözmek esas mesele.
Niye kadın var? Bulduğum cevap gayet güzel, kadının kendisi gibi. Erkeği tamamlasın, ona destek olsun, erkek de onu korusun, birlikte Var edene kulluk etsinler diye. Birlikte…
Elimdeki kitapsa çok başka bir şey söylüyordu. Niye kadın var, kısaca köle olsun diye, diyordu. Demekle kalmıyor, yaşanmışını yüzüme yüzüme çarpıyordu. Uzuncası, kadının sadece kül tablası işlevi gördüğü, ev işleri, temizlik, çocuk doğurmak -ama sadece erkek doğurmak- ve de kum torbası olmak görevlerinden başka bir işe yaramayacağına inanan toplumları kafama vurdu kitap. Yani
“Bin Muhteşem Güneş”.
Geçenlerde
Üfürükten Prenses sayesinde kitabı okudum, yorumlarımı onunla paylaştım, o da bana blogda da yaz dedi, yazıyorum.
Kendimi dalıp gitmişken yakalıyorum, o zaman düşüncelerimi daha net görebiliyorum. Dünya üzerinde kadınlığın yerini düşünürken yüzüm acıklı bir hal alıyor. İçimden büyük puntolarla "Yazık" kelimesi geçiyor. Yazık ki, dünya üzerinde yaratılmış en güzel varlığa yazık ediliyor…
Neden en güzel? Basit. Allah’ın yarattığı en güzel varlık insan. Özeti, 'ahsen-i takvim' tanımlaması (bkz,
Tin Suresi). Yani en güzel kıvam. E şimdi kadın mı daha güzel, erkek mi? Tabi ki kadın, haliyle en en güzel yaratık kadın olmuş oluyor. Karşı çıkanı yakarım :)
Ama kadının çilesi tükenmemiş ki. Hindistan’da kocası ölen kadın kocasıyla yakılmış (halen de koca karısına kızınca üstüne gaz döküp yakıyormuş!), filozoflar kadının ruhu olup olmadığını tartışmış, şeytan mı değil mi karar verilememiş, pek çok yerde kadın mal gibi alınıp satılmış, insandan vatandaştan sayılmamış, Roma’da koca isterse karısını öldürebilmiş, cahiliye Arapları kız çocuklarını diri diri gömmüş, kadınlar orta malıymış, Çin’de kadına isim bile verilmez, numaralandırılırmış. Bir de o zamanların Çin atasözü vardır ki, yıllardır kulaklarımdan gitmez, “Madem karını sabahleyin dövdün, öğlen niçin dövmeyeceksin ki?!"
Mealesef Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin tahrif edilmiş hali de pek iç açıcı değil.
Hıristiyanlar Hz.Havva’dan yola çıkarak (Hz.Adem’i yasak ağaca teşvik ettiği hikayesi) tüm kadınlar şeytandır demiştir. Hele hele güzel kadınlar erkekleri etkiliyor diye, onları
cadı ilan edip yakmışlardır. Bunu bilmeyen de yoktur herhalde.
Yahudiler de aynı hikayeden yola çıkarak, kız çocuklarını utanç vesilesi saymış, kadınların lanetli olduğuna inanmışlar.
İşin aslı günümüzde de kadına çok değer verildiği söylenemez. Hem de şimdi kadınlara değerli oldukları zannettirilip paçavra muamelesi gördürülüyorlar. Erkeklerin şehvetini tatmin etme görevini nasıl da safça üstleniyorlar. Misal, Issız Adam filmi, bir kadın da çıkıp demedi ki, “bu adam kadınları sömürmekten başka bir şey yapmıyor, millet de güzelmiş gibi alık alık bakıp ağlıyor.”
Senede bir günü Kadınlar Günü (!) ilan edip, “İyi işte susup otursunlar, gün verdik daha n’apalım” deyip kenara geçiyorlar bu erkek milleti.
Şimdi benim esas canımı sıkan mevzuya geleyim. Bin Muhteşem Güneş, Afganistan’ı anlatıyor. Yani Müslüman bir ülke. Taliban’ın şeriat kuralları uyguladığı bir ülke. Ve bu ülkede kadın, bırak ikinciyi, sonuncu vatandaş muamelesine maruz bırakılıyor, hatta böyle evcil hayvan gibi.
Oysa yok böyle bir şey İslam’da. Yok şeraitte kadının hor görülmesi. Şeriat kısmını da bilahare açıklamam lazım, insanlar şeriatı el kesme, recmetmeden ibaret sanıyorlar, oysa ki namaz kılmak da şeriat gereği, oruç tutmak da. Ve malesef kitapta da bundan bahsedilmemiş, Taliban'ın şeriat deyip koyduğu saçma sapan kuralların şeriatın aslıyla, yani İslam'la alakası olmadığı belirtilmemiş.
Hz.Peygamber hanımlarına bir kez olsun kaş çatmamış, bir kez sesini yükseltmemiş, öfkeyle bakmamış, çalışan bir kadınla (Hz.Hatice ve Hz.Zeynep) evlenmiş, kız çocuğu Hz.Fatıma’yı çok hatta en çok sevmiş… Kadınlara her an kırılabilecek, nadide billurlar tanımlaması yapmış bir peygamber…
Örnekler o kadar çok ki. Şimdi hâl böyleyken müslümanım ayağına orada burada caka satıp eve gelince karısı döven, dövmese de içten içe sürekli küçük gören, ağzını açıp iki kelam etmeye layık görmeyen, kadının fikrini ifade etmesine tahammül bile edemeyen ümmetin erkekleri de kim oluyor?? Allah aşkına onlara ne oluyor da Peygamber’in yapmadığını yapıyorlar??
Üfürük’ün bir yorumu vardı, ‘onlar kendilerini ailelerinin peygamberi olarak görüyor’ diye. Evet, haklı. Yoksa bu küstahça nefsini kabartma, büyütüp şişirip başka kimseye yer ve hak bırakmamanın nasıl bir tanımı olacak??
İşte ben bu yüzden erkeklerden haz etmiyorum. Feminist değilim asla. Zira Allah’ın yarattığı erkek nesliyle bir derdim yok, haklarını yemiyorum, kendini her şeyin hakimi, kadını ayağının paspası zanneden erkek cinsinden ve zihniyetinden nefret ediyorum. Neyse Allah’ın sopası yok, hak yerini bulacak nasılsa.
Böylece de
MaviGiz'in kitap mimini yerine getirmiş oluyorum. Pas atmayı sevmesem de bu kez atacağım, Hakan-Can ve Şeker Portakalı'na mimi yolluyorum. Olay şu; etkilendiğiniz bir kitabı anlatıyorsunuz. Aslında yer yer kendisinin çok kitap okuduğunu ima eden :) Zihin kurdu Artificial'i de mimlemek var, gelip de bu yazıyı okursan mimlendin Arti. İster yaz, ister sat, ister yanında yat...