akıl oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akıl oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2009 Salı

fobik reaksiyon

Çok enteresan yeni bir fobimi keşfettim. Daha doğrusu çocukluğumdan kalıp bende küçük çaplı travma etkisi yaratan bir mevzu gün ışığına çıktı ve bu kez yakalandı.

Ben 7 yaşımdayken bir gün bir gün bütün çocuklar bir evde toplandık. En küçükleri bendim bunların. O büyük çocuklar da her şeye merak salma, sadistleşme, korkutmaca oynama dönemlerindeydiler.

Akşam oldu biz bir odaya kapandık, bunlar açtılar bir kitap başladılar karanlıkta okumaya. Karanlıkta nasıl mı okudular, şu basınca kırmızı küçük ışık çıkaran anahtarlıklarla. Okudukları kitap da kıyamet alametlerini anlatıyor. Bunlar bir okuyup bir bağırıyorlar, ben de doğuştan var olan soğukkanlılığımla dinliyorum ama korkudan gebermeye de başlıyorum ufaktan. Sur’a üflenince insanlar camlardan dışarı bakar bakmaz gözleri akacakmış ve daha neler neler.. Hangi kitapsa o, hâlâ bulabilmiş değilim.

Daha fazla dayanamayıp annemin yanına gittim. Ve o gece resmen ve alenen hallüsinasyon gördüm. Arkamda beyaz kefenli iki insan görmüştüm evde.
Eh gayet tahmin edilesi şekilde bir daha karanlıkta uyuyadım, 7 yıl süresince. Sonra Felak-Nas dualarının okunması gerektiğini öğrendiğim gün karanlık fobim sona erdi. İşte duanın terapi gücü.

Fakaaaat... geçen gün bir ortamda yine kıyametle ilgili enteresan şeylerden bahsedildi. Benim de zevzekliğim tuttu, benim hesaplarıma göre daha vakti değil, çeyizlerim boşuna mı bekliyor hem falan. Daha bi dolu şey.

Benn gece bir kâbus görmüşümm. Amanın da amanınn... Korku filmleri halt etmiş yanında. Bir kıyamet sahnesiydi, burda anlatmaya mecalim yetmez. Bir gümbürtüydü ki of of. Sonra da ben bir uyandım, gecenin 4’ü. Daha da uyuyamadım, ömrümde bu kadar korktuğum bir elin parmaklarını geçmez.

İnanılmaz korktum ya dehşet bir şey. İnsan ne kadar aciz bir yaratık. Normalde fobim falan yoktur ama bir rüyayla iş nasıl bitiyor.

Sonra düşününce anladım ki o 7 yaşımdaki şeyi ben derinlere hapsetmişim, o hep orda durmuş meğer. Tekrar gündeme gelince de hortladı böyle. Bende acaip bir kıyamet fobisi var. Yalnız kendime terapi yapmayı düşünmüyorum. Herhalde kıyametten korkmak çok anormal olmasa gerek. Hem adam olmaya itici bir yönü de var. Böyle kalmasına karar verdim. Ama o kâbustan bir tane daha kesinlikle istemiyorum, burda anlaşalım lütfen alt beyincim.

4 Mayıs 2009 Pazartesi

aklımdaki başlığı yazmayacağım

Aptal olduğunu düşündüğüm için sevmediğim insanlar var. Hatta şöyle söyleyeyim, etrafımda sevmediğim hepi topu 3–4 kişi var, onlar da aptal. Aklını kullanamayan kişiye tahammül etmeyi öğrenemedim hala.
Ama bugün fark ettim ki, aklı öne sürerek insanları beğenmemek aslında bir çeşit kibir.
“Ben akıllıyım ve onun aptal olduğunu fark edebiliyorum. Hatta fark etmekten öte, onun aptal olduğuna karar verdim. Hey dostum sen aptalsın, ben senle yumurta bile tokuşturmam.
Aaaahh-ha-ha-haaaaa küçük aptaaaalll…”

N’olmuş aptalsa, sonuçta insan. Sonuçta onun da verecek bazı hesapları var. Sonuçta onu da yaratan bir Rabbi var. Sonuçta o da bir şeyler hissediyor kendince, sana belki çok uzak olsa bile.
O da bi yerlerde senin onu küçük gördüğünü anlatıyor birilerine. O da farkında bir şeylerin.
Hayatta güzel bir şeyler yaşamak için çok akıllı olmak gerekmiyor. İyi niyetli olmak gerekiyor. Akıldan önce kalp var. İman bile aklın kabul etmesiyle değil, kalbin kabul etmesiyle hakikatini buluyor. Belki onun kalbi senden daha güzel, daha sevimli.

Ve bir şey daha. Aptal dediğim kişiler hakkında ben öyle düşünüyorum, ama belki de herkes benimle aynı fikirde değil. Başkası da onları akıllı buluyor belki. Belki benim akledemeğim bir şeyi onlar akıl ediyor. Belki ben kendimi çok akıllı zannediyorum. Belki ben kibirden ölüyorum. Bir takım malum mahlûkatlar da benim bu halime bi taraflarıyla gülüyorlar belki.

Olamaz mı? Olabilir.

12 Mart 2009 Perşembe

Schomoto-Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Höf yazmak isteyip de yazamamak ne bayık bir şeymiş. Kolera gözlerinden öpüyorum; ‘vaktimi benden çalan çok, kurtulmak ne zor iş imiş…’

Ne uzun zamandır bu yazıyı bitirmeye çalışıyorum bilseniz...
Bir ara türlü vesilelerle mevzusu açılmış bir konuya parmaklarımı tek tek basacağım. Kişisel Gelişim derslerinde de ısrarla üzerinde durduğum bir konu ayrıca. He bir de Google’dan bana “beni geliştir” diye gelen faili meçhulün de isteğini yerine getirmiş oluyorum. Negzel di mi? :D

Bunun adı “Kendini Gerçekleştiren Kehanet”. Diğer bir adı schomoto. Japonlar böyle demiş. Veya caponlar, jvc yani :P Şaka şaka alakası yok, psikolojide öyle demişler sadece. İngilizler de "Pygmalion effect" demiş, Pygmalion diye bir adamın hikayesinden yola çıkarak, ben hikayeyi pek alakadar bulmadığım için bahsetmeyeceğim. Psikolojiyle ilgili olanlar için; konumuzun “Çapa” veya “Pavlov şartlanması” ile de ilgisi var sayılır. Ancak bilimsel mesele ve ifadelere girmeyip, anatemayı kurcalayağım. (Link sığdıramadım, -şu- da var.)
Ayrıca bunun şu "The Secret" kitabıyla en ufak alakası yok, baştan belirteyim, bu konuda hassasım! Zaten kişisel gelişimci olarak kişisel gelişim kitaplarıyla ilgili fikirlerimi şurda da anlatmıştım.

Şimdi olay şu; hepimizin hayata dair öngörüleri, önyargıları vardır değil mi? Bunlar bazen iyimser olmakla birlikte maalesef çoğu zaman karamsar ve olumsuzdur. Bunların içine şartlanmalar, batıl inançlar, takıntılar da girer.

Mesela; “Kara kedi gördüm, bugün günüm kötü geçecek.”
“Ne zaman bu kazağı giysem bir terslik oluyor.”
“Neye gıcık olsam habire karşıma çıkıyor.”
“Bütün terslikler beni bulur zaten.”
“Bende şans olsaydı, ohooo.”
“Bak ben istedim ya, şimdi kesin olmaz bu.”
“Olmayacak gibi geliyor.”
“Köprünün üstünden geçersem, yıkılacakmış gibi bir hisse kapılıyorum.”
“İki otobüsün arasından hayatta geçemem, sıkışırmışım gibi geliyor.”

Eee ?? Eesi şu; evvela bu tarz inançların, düşüncelerin kaynak yeri bilinçaltı. Nasıl olmuşsa olmuş bu inanışlar oraya bir kere kaydedilmiş. Bir şey bilinçaltına kaydolduysa her şeyi etkiler. Artık her benzer durumda aynı duygular harekete geçer. İşte çapa ve şartlanma denen şey tam olarak bu.
Bu harekete geçişin de elbette etkileri olur.
Çünkü;
İnsan beyninde 4 temel dalga var ( alfa, beta, delta, teta). İnsandaki her düşünce bir elektromanyetik dalga olarak dışa çıkar. Bu dalgayı biz göremesek de vardır ve bu dalga, cisimleri, hatta başka kişileri etkisi altına alır. O yüzden hani biri bize bakarken hisseder ve ‘biri bana bakıyor’ diye dönüp adama bakarız, mesela. Ya da annelerin bebeklerinin acıktığını yanında olmasa bile hissetmesi gibi. Bilinçaltından bilinçaltına yol vardır.
Bilinçaltından kainata da yol vardır. Biz düşüncelerimizle kainata bir mesaj veririz, belki farkında bile olmadan. Bizden çıkan bu enerjinin haddi hesabı olmadığı gibi, ne kadar ve nasıl bağlantılar oluşturduğunu çözmenin de imkanı yok.

Tekrar bu şartlanma, takıntı, batıl inançlarımıza dönersek..
Kişi bir şeye inanırsa, bilinçaltı o şey olana kadar beyni kodlar. Beyinde böyle bir bölüm var, algıda seçicilik vs. de bu bölümde yer alıyor.

Tam da burda bilimden kopmanın zamanı geliyor. Şimdi ben bu arabaya bindiğim gün kaza yapacağıma inanırsam, benden çıkan dalga arabayı mı etkiler? Yoo, sen bu kadar ısrarla inanırsan Allah da senin için onu yaratır. (Bu kısmın aslı o kadar karışık ki, ama özü bu) Olmayan bir şeyden korkmak, olması için dua etmenin bir şekli oluyor.
Buna fiili dua diyoruz. Dil söylemese de hal lisanının ifade ettiği şeyler.

Buraya şu hadis-i şerifi de ekleyeyim; "Belâ ağızdan çıkan söze bağlıdır." (Süyûtî, el-
Câmiu’s-Sağîr, I, 110)

Niye insanın istemediği kıl burnunda biter? Düşüncesi buna bu kadar odaklanırsa göreceği de odur ancak.

Hayatta her şey Allah'ın izin vermesiyle gerçekleşir. Buna inanıyoruz değil mi? Peki O, neden bizi mutsuz etmek istesin ki? Neden hoşlanmadığımız, korktuğumuz şeyleri başımıza getirsin? Olanda hayır vardı hani, görüntüde şer olsa da. Ve neden biz başımıza gelecek menfi şeylere odaklanıyoruz?
Allah'tan istediğimiz şeylere dikkat lütfen.

Ama ben istemiyorum ki!
İyi düşün, öyleyse neden istemediğin bu şeylere bu kadar yer veriyorsun zihninde?

9 Şubat 2009 Pazartesi

kalp kalple karşı karşıya gelirse

foton kuşağını ilk öğrendiğim zaman ürkmüştüm, ya gerçekse diye.
üç yıl kaldı şunun şurası. söylenene göre 2012'de acaip ve garaib, fevkaladenin fevkinde, olağanın üstünde şeyler olacak. bu fotona girince dünya karanlığa gömülecek, sonra anormal bir aydınlık olacak, sonra canlılar fiziken güçleneceği gibi, insanlar zihnen de psişik güçlere sahip olacaklar, telepati yapabilip düşünceleri algılayabilecekler.

açıkçası pek inanmadım ben, çünkü herkesin kabul ettiği ve kanıtlanabilmiş bir teori değil. bir kere işin içinde ufolar var, ilk beş günlük sürede yoğun ufo inişleri olacak deniliyor, ufoları da iplemediğimiz için bu teori baştan inandırıcılığını yitiriyor. ayrıca bununla ilgili herhangi bir hadis ya da başka bir rivayet de okumadım. ayrıca kıyamet alameti desek, bana kıyamete 3 yıldan fazla bir süre var gibi geliyor. (kıyametin kopuşundan hemen önce 3 gün karanlık + 3 gün aydınlık rivayeti var ancak önce mehdi, deccal, mesih'in gelmesi gerekiyor, o da apar topar olmaz, tabi yine de kesin bir şey söylemek mümkün değil) ayrıca 2127 yılına kadar sürecek deniliyor bu süreç, bu daha da karmaşık. 115 yıl boyunca algıları açık mı gezecek insanlık? niyetler ortaya dökülünce hem kocaman savaşlara yol açar bu, hem birleşmelere, tüm zıtlıklar zirvesini bulur.
bir de ahmet maranki'nin ve mehmet ali bulut'un bu olayı benimseyip anlatması var ki, o kısmı biraz daha kafa karıştırıcı. yalnız ben maranki'yi de, mehmet ali bulut'u da pek iplemediğim için yine bu söyleme pek itibar etmiyorum.

şimdi enteresan olan şu tabi ki. hadi diyelim üç yıl sonra bu söylem gerçekleşti. ilk dört gün sıkıntılı geçti, atlattık. beşinci günden sonra hepimizde bir dinçlik, bir süpermenlik olmaya başladı veee en şahanesi hepimiz birbirimizin aklından geçenleri görmeye, duymaya, hissetmeye başladık. fiyuuu valla süper!
işte ilk duyduğumda bu yüzden tırsmıştım biraz. düşünsene kimin hakkında ne düşünüyorsan şıp diye bilinecek, kendi adıma o kadar da iyi bir şey olmazdı bu o zamanlar.
bugün yine aklıma geldi bu foton. (ismi bile komik geliyor bana. foton foton.. hızlı oku bak, komik hakikaten :P)
şimdi böyle bir olaya hazır olduğumu farkettim. hatta keşke öyle bir şey olsa da herkes hakkında ne düşündüğümü bilse dedim. bu benim hayatımı daha bile kolaylaştırırdı. çünkü bazen kelimeler ifadeye yetmiyor düşünceleri ve yanlış anlaşılma korkusuna susmak tercih ediliyor. hele karşındaki insanın anlama kapasitesi düşükse kullandığın kelime sayısı ya çok azalıyor ya çok artıyor, ikisi de can sıkıyor. ben samimiyetimin anlaşılmadığını anladığım durumlarda hiç uğraşmıyorum insanlarla. çünkü zaten bana faydası olmaz bu tiplerin, haliyle de muhatab olmam gerekmez. onun için bu foton olayı benim işime gelir. hal-i hazırda genellikle düşüncelerimi derleyip toplayıp orijinalini bozmadan söyleyen bir tip olduğum için bana pek zararı olmaz. cümle kurma derdinden kurtulurum ne güzel.
bu durumda benim asıl merak ettiğim benden başkalarının bana söylemeyip de içlerinde tuttukları şeylerin ne olduğu. malesef özü sözü bir olmadığını düşündüğüm çok kişi var ve böyle bir durumda bunlarla yüzleşmeyi çok isterdim. insanlar konusunda hislerim kuvvetli olduğu ve yüz ifadelerinden, tavırlarından zaten pek çok şeyi çözebildiğim için az-çok anlıyorum kimin ne zaman ne demek istediğini. ama yine de mesele yakınımdakiler olunca göz ardı edebiliyorum bunları, bir şeyler bozulmasın diye. oysa ki foton güzel bahane olurdu. ne güzel kimlerle hayatına devam edeceğin, kimlerle defterleri kapatacağın belli olabilecek. evet belki biraz can yakıcı ama bence bu acı çok önemli değil. samimiyet ve dürüstlük her zaman daha mühim. ve eğer ortada bunlar yoksa kimsenin yokluğu beni etkilemez Allah'ın izniyle (büyük konuşma payını da çıkarayım aradan)

üç yıl dediğin nedir ki, şıp diye geçer. o zaman görüşürüz bunları yeniden...

ilgili makaleler; bu
bu da var
bi de bu

6 Ocak 2009 Salı

Ankebut

Sevgili örümcek,
Baktım yine gelmişsin. Valla iki gün bakmasam hemen bitiveriyorsun orda burada.
E ne diyeyim hoş gelmişsin. Anlaşılan bu kovalamacadan bana kurtuluş yok.
Başkası olsa şu evini hemen başına geçirirdi.
Ben bugün daha merhametliyim.Bak örümcek evini sana bağışlıyorum.
Daha doğrusu sana mühlet veriyorum, üç gün sonra yine geleceğim, hala burada olursan o zaman iş değişir bak, benden söylemesi.
Dünyanın en zayıf evi seninki, bilmiyorum sanma, hem de tescilli.
İstesem püf derim yıkılır.Ama hatırın var, bir fincan kahvenin kırk yıl hatrı olması gibi, senin de kıyamete kadar hatrın var.
Acziyetteki kudret senin olayın. İncecik ağdaki hikmet senin farkın.
Sakladığının hürmetine evine dokunmuyorum bugün. Ama sen de beni anla üçüncü gün bunu yapmak zorundayım.Zira seni görenler beni pasaklı bilecekler. Ama değilim, bunu da söyletemem, üzgünüm.
Kim nerden bilsin aramızda bir dialog olduğunu?
Kime de anlatılır ki bu?
Neyse sevgili örümcek, geldiğimde evde olma e mi?

edit not: bu aralar uğrayan zehirli örümcek üstüne alınmasın, bu örümcek başka.

26 Eylül 2008 Cuma

varlık muamması

Bir gün Allah, insanı yarattı. Bir gün öncesinde yoktu insan.
Ve aslında gün falan da yoktu. Ne vardı? Bize meçhul. Malum olan yalnız Allah.
Secde edin dedi Allah. Etmeyen yalnız Şeytan.
Allah biliyordu Şeytan’ın secde etmeyeceğini.
Biliyordu insanın yasak ağaca yaklaşacağını, dünyaya göndereceğini.
Ve biliyordu Allah, insanın dünyada yaptıklarını, şu anını ve yarınını.
Ve bir son noktası vardı insanın ve ona hazırladığı dünyanın.
Var ne? Yok ne? Son ne? Sonsuzluk ne?
Muammaların çözüldüğü, meçhullerin malum olduğu tek yer Allah’ın katı. Zamanın ve mekânın olmadığı, dün, bugün ve yarının iç içe olduğu Allah’ın katı…
Tüm cevaplar onda ve ben sorularımla kapı kapı dolaşıyorum.
Ve ben kâinata kıyasla şu küçücük bedenimle nefes alıyorum. Kendimce uğraşıyorum.
Yarın yok olacağım. Sonra yok olacak herkes. Sonrası sonsuzluk… O kadar sonsuz ki, akla sığmıyor, bunaltıyor, çıldırtıyor.
Bunca yokluk, yok oluşluk içinde var oluşun sebebi kulluktan (Zariyat, 56) başka bir şey olmalı. Başka hikmet, başka istekler olmalı.
Yaratan’ın sonsuzluğu ve sınırsızlığı içinde, yanıp sönen ışık misali bir an var olup yok olacak bir dünya ve kendini bir şey sanan insanlar sürüsü…

Düşünmek aklı yırtar bazen…