galiba üzgünüz yüzümüz asık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galiba üzgünüz yüzümüz asık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2010 Cumartesi

Fix Me

Mektubuma Çilekli'cimin şahane sürpriziyle başlamayı bir borç bilirim. Bu insan var ya sevgili okur, acayip ince düşünceli, hatırşinaz, zarif bir insandır, şahitlik ederim.

Bana nişanlandım diye hediye yolladı, ben de şaşkın şaşkın kabul ettim. Halbuki ne şaşırıyorum, bu da böyle bi model işte, soyu tükenenlerden :)

Çileklicim, burda herkesin önünde çok teşekkür ediyorum canım, çok anlamlı olduğuna hiç şüphen olmasın :)

Bakınız cümle aleme de manzara koyuyorum, işte bu kolyedir beni fetheden :)


Bunun dışında, iyi değilim sevgili okur. Evet sonunda söyledim, iyi değilim kardeşim. Kendi elimden bu hakkı almama kızmış olarak, biraz da ben iyi olmamak istiyorum.
Kendimle çelişiyorum, nolmuş?
Evet biliyorum, ne var?
Yanlış mı, eee?

Babam iyi değil, yeni bir şeyleri sindirecek gücüm yok, sevdiğim işlerle iştigal edemiyorum, endişeliyim falan da filan. Bahanem çok, saymaya kalksam. Yok ya, bunları düşünmüyorum bile aslında. Çünkü düşünmekten de çıkmış durumdayım, yörüngeden kaydım gittim. Ama ne kadar kaysam da bahaneleri sevmeme huyumdan vazgeçmemişim, ki bu da enteresan vazgeçtiklerime bakılınca.. Neyse...

Konuşmadan anlaşılmayı beklemek hata, değil mi? Evet. Konuşup anlaşılmayı beklemek de hata ki. Seni ne kadar tanıyor ki, neyi anlasın... Öyleyse kimseye haksızlık etmemeli. Sana da haksızlık etmiyorum okur, zaten benim yazılarımı anlayanları Oxford'a alıyorlar, zorlama kendini, he de geççç..

Çok bi kendi kendimeydim şimdiye dek. Hep kendim çözdüm, aştım, durdum, geçtim, gittim, geldim, hallettim sonunda. Ama yorucuydu..., cidden.. Şimdi bunu bir kenara bırakmak isterken, daha fazla yorulmamayı umarken, önüme çıkan şey, bunun aslında değişmeyeceği gerçeği. Yalnızsın kardeşim dünyada, bitti, bu kadar. İnsana kendinden, Rabbinden başkasından hayır yok. Alışık da değilim zaten paylaşmaya, paylaştığım insanlar 13-10-7 yıllık. He gerçi artık onlara anlatmama gerek bile kalmıyor, direkt anlıyorlar, haliyle yine paylaşmamış oluyorum, negzel :) E o kadar zamanın geçmesine kimin sabrı var ki?

Kapılarımı kapatıyorum evet. Dönüp giden kendi bilir. Oysa ki ben kapımı kapadığımda, çalınırsa açarım tekrar. Anlamak isterim karşımdakinin samimiyetini. Basittir özünde işleyişim, görmeye göz gerek.

Uzaktan bakınca zor evet, kolay olan neyin kıymeti olmuş ki?

Koyver gitsin mi dersin, bu koyvermiş halim.. Ama boşver deme. Benim boşverişim bile bilinçli oluyor, bilincim kapalı şu sıra, boşveremiyorum haliyle. Pek de doluyum, bunları boşaltayım ki önce, boş verebileyim..

Şu adamların şarkıları nasıl da harfiyyen anlatıyor beni bilmiyorum ama yapmışlar işte..
Dinleyin aziz cemaat. Belki içinizden bir anlayan çıkar. Hala mı anlaşılma derdindeyim ne? Peki, boşverin siz, ben veremesem de, bi de size yük çıkarmayayım şimdi.

Listen& pass : Coldplay - Fix you

13 Temmuz 2009 Pazartesi

karaya kaç kulaç kaldı?

bu yazıda babamı kaybettiğimi yazmak durumunda kalmadığım için şükürle,
onu yavaş yavaş yitireceğim gerçeğine karşı teslimiyetle,
pek çok şeye karşı ilgisizlikle, dopdoluyum.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

karşıki dağlara selamlar

Sevdiğiniz birinin aniden ölmesi mi daha iyi, yoksa hasta olup gün geçtikçe eriyip biterek, adım adım ölmesi mi? Ne abuk bir soru değil mi? Değil işte..
Hangisi daha çabuk atlatılır, hangisini hazmetmek daha kolay?

Süre dolunca gidileceğini bilmek mesele değil. Herkesin bir vakti saati var nasılsa evet. Mesele başka.. Kimi zaman o vakit yaklaştığında bir sebep çıkar ortaya, uyarır sizi, sinyalleri vermeye başlar; hastalıktır, yaşlılıktır vs.. Ve dersiniz ki, artık demir almak günü geldi bu limandan. Hazır ola geçer beklersiniz, böyle nefesleri tutup tutup.
Kimi zaman da tam vakti gelince, dıştan bakınca hiç yoktanmış gibi bir sebep peydah oluverir; trafik kazasıdır, kalp krizidir vs.. Siz de dersiniz ki, dağ gibi, sapasağlam adamdı, sırası değildi.

Peki şimdi hangisi daha az acıtır? Ölümün rengi aynı değil mi? “Nasılsa bekliyorduk” demek rahatlatır mı mesela? Ya da şoka girince o afallamayla birlikte atlatmak da kolay mı olur dersiniz?

Sonuçta hayatta her şeye alışılıyor, insan yapısının yaratılışı gereği. Zorluklar kaldırma kuvvetiyle beraber koyuluyor insanın üstüne.
Zaten bence hayat da su üzerinde batmadan durabilmek gibi. İnsan suda çırpındıkça batar, ancak kendini rahat bıraktığı an su onu yüzeye kaldırır. Bence teslimiyetin tanımı, suyun kaldırma kuvvetine güvenmektir ve hayat suyun üzerinde durabilmektir.

Sevdiğin birinin ölümü de dengeyi sarsan dalgalardan, nasıl olursa olsun, aniden ya da yavaştan, benzer acılar yaşatıyor ve zaman geçtikçe ikisi de hafifliyor. Ama ben yine de kurcalıyorum ve düşünmeden edemiyorum.

Kişi hastaysa daha zor gibi geliyor. Çünkü çeşit çeşit tedaviler peşinden koşarken, günden güne gözünün önünde çökerken, beraberindeki herkes, günlerce ölüyor. Üstelik ölüm saati herkes için önceden belirlenmiş ve insan bunu kabullenmeye hazır yaratılmışken. Her şekilde bu acıya katlanılıyorsa, bunu aylarca yıllarca çekmek daha fena değil mi? He “Yeter ki yanımda olsun” demek de var, ama bu biraz bencilce bence. Ve tanıdığın, sevdiğin biri, bambaşka ve acz içinde birine dönüşünce buna dayanmak o kadar basit olmasa gerek.
Aniden ölünce vasiyet bırakamama, helalleşememe durumlarından bahsedilirse de, İslam zaten bunları sağlıklıyken öğütlemiştir. Vasiyet için hasta olmaya gerek yok. Her an ölebileceğini bilmek yeterli. Her kapıdan çıkanın dönmeyebileceği, uyuyanın uyanmayabileceği ihtimali gibi.

Biliyorum, ölümden çok bahsediyorum. Üzgünüm, burnumun ucunda, görmezden gelemiyorum.