Hey blog, dün çok sıradışı bir şey oldu.
SaNanaAki BananeSaN'la been buluştuk. Ehe, negzel :) İşin sıradışılığı şu; ikimiz de ilk kez internetten tanıştığımız biriyle kanlı canlı görüştük. Sanalı reele taşıdık yani. Burdan tanışmamıza vesile olan
Blog Çarşısı blogunun sahibesi
ÇilekliSüt'e de teşekkürü bir borç biliyorum ;)
Valla pek sevinçliyim bu konuda, çünkü bizim çakma japon hakkaten çakma japonmuş ve dünya tatlısı, nur yüzlü, zapzarif bir kız. Evet, bizzat tasdik ediyorum efendim. Nice görüşmelere diyorum...
Birlikte güzel bir Mesnevi dersine katıldık. Daha doğrusu ben SaN'ın katıldığı derse ilk kez katıldım. Mesnevi apayrı, olağanüstü, acayip kafa patlatıcı bir şey. O kadar aklı zorluyor ki, yani aslında kalbi de zorluyor. Bir çok temsil, teşbih, simge, imge.. Tam bana göre :) Bir söz var ya hani "metaforlarımın anaforunda boğulacaksın" diye, aynen öyle...
Dün denk geldiğim hikayeyi aktarmak istiyorum. Mesnevi'de en sevdiğim hikayeye tesadüf etmiş olmaktan ötürü de ayrıca mutluyum.
“Bir tacirin, kafesinde mahpus, güzel bir papağanı vardı ki, onu çok seviyordu.
Bir gün tacir Hindistan tarafına ticaret için hazırlığa başladı. Giderken papağanına da, “Sana Hindistan’dan ne getireyim?” diye sordu.
Papağan, “Oradaki papağanlara benim halimden bahset ve selamımı ilet” dedi.
Mahpus papağan hal lisanı ile Hindistan’daki papağanlara şunu diyordu;
“Sizlere özenen bu mahpus papağan bir av tuzağına düştü. Ömür boyu kafese mahkum oldu. Size selam göndererek sizden çare, yardım ve rehberlik etmenizi ümid ediyor.”
Tacir Hindistan’a varınca, daldan dala konan birkaç papağan gördü. Onlara seslenerek papağanının selamını söyledi. Bu selam, Hind papağanlarını çok duygulandırdı. Öyle ki içlerinden biri duydukları karşısında titredi titredi düştü, nefesi kesildi ve öldü.
Tacir bu hale hayret etti ve söylediğine pişman olarak söylendi;
“Bir canlının ölümüne sebep oldum, bu işi niye yaptım” diyerek üzüldü.
Dönüşte tacir olanları papağanına anlattı. Sahibini dikkatle dinleyen papağan, tacirin sözleri biter bitmez, istediği cevabı almış olarak, aynı Hind papağanı gibi titreyerek kafesin zeminine düştü ve kaskatı kesildi.
Bunu gören tacir yerinden fırlayarak üzüntüden başındaki külahı çıkarıp yere çarptı. Son derece müteessir olmuş, feryad ü figana başlamıştı.
Nihayet tacir, ölü papağanı kafesten çıkardı ve gömmek için hazırlığa başladı.
İşte bu esnada, ölü taklidi yapan papağan birden canlanıverdi, uçtu ve yüksek bir ağacın dalına kondu.
Tacir hayretler içinde kuşa seslendi;
“Ey kuşum! Allah aşkına halini bana bildir. Bu yaptığının sırrı nedir? Anlat da ben de bu esrardan nasibimi alayım.”
Bunun üzerine papağan şöyle cevap verdi;
“Haberini getirdiğin Hind papağanı bana hal dili ile nasihat etti. “Sen de benim gibi öl de, esaretten kurtul” dedi. Ben de verilen talimatı yerine getirdim. Kendimi öldürdüm ve kurtuldum!..Ey efendi! Ben esirlikten kurtuldum şimdi asıl vatanıma dönüyorum. Sen de benim gibi yaparsan, ten kafesinden kurtulur, asli vatanına, yani baban Hz.Adem’in geldiği yer olan cennete dönersin! Bu çamur bedenden sıyrılıp ulviyete kavuşursun, yücelirsin!..” Gelelim hikayedeki temsillere;
Papağan; bedenin yani nefsin esaretine giren
ruhu,Hind papağanları; dünya lezzetlerinden sıyrılmış
evliyaullahı,
Hind’deki papağanların talimatı; Hz.Pergamber sas’in
“Ölmeden önce ölünüz” hadisini temsil eder.
Şimdi evvela bu hikayeyi bu kadar özetleyip pek çok sırlı yerini atladığım için Hz.Mevlana’dan özür diliyorum. İlgili olanların, hatta olmayanların bile, bu hikayeyi tüm metaforlarıyla düşüne düşüne tamamen okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum. Üstüne ben bir açıklama yapmıyorum, hem haddim değil, hem herkesin aldığı hisse farklıdır, hem de bu mevzu derya kadar uzun…