ona buna sataşmaca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ona buna sataşmaca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2009 Pazartesi

Vizyonsuztele

TV sezonu açıldı, sefih diziler yine doluştu evlere. Aşk-ı Memnu mevsimindeyiz şekerler, haydin bakalım, Behlül’e ağız suyu akıtmayan kalmasın.

Oldum olası bu televizyon dizilerinin hain bir planın parçası olduğunu ve bu dizileri hazırlayanların oturup ciddi ciddi ‘Bu milleti daha nasıl yapar da bozarız’ diye toplantı yaptıklarını düşünürüm. Elimde olmadan düşünürüm, çünkü dizilere ve hatta sinema filmlerine bakınca senaryolarda kasıtlı bir seviyesizlik var gibi duruyor. Bu kadar ahlaksızlığı bu millet çok değil, 15 sene önce kaldıramazdı. Eminim herkes hak verir, 15 sene önce hiç bir tv programında bu kadar müstehcenlik yoktu.

E şimdi bunun neresi “Sanat” o zaman? Eskiden mi sanat yoktu, şimdi mi değişti tanımı? Hoş ben dizilerin sanat olduğunu da düşünmüyorum da, orda oynayanlar kendine sanatçı diyor ya, o bakımdan..
30-40 yıl önce çekilen Türk filmleri bugün hala izleniyor, oyuncularına idol, duayen bilmem ne deniyor. Peki onların oynadığı aşk filmlerinde herhangi bir müstehcen sahne var mı? Yok. Bir elele tutuşma, bir baygın bakış, gayet anlaşılır bir aşk hikayesi. Aşkı anlatmak için illa hayvani özellikleri ortaya dökmenin gereği var mı o zaman? Yok!

Peki şimdiki filmler ve diziler? Öyle bir hale getirilmiş ki, millet ağzını açıp ahlaksız bulduğunu bile söyleyemiyor. Sanat deyip geçiyorlar kenara, sen sanata saygısızlığınla kalıyorsun. Yok ya! Hayır efendim, düpedüz ahlaksızlık, sanat manat değil. He belki manat olabilir tabi. Sanatçılığı soyunmakla doğru orantılıysa ben ona sanat demem, diyen de beri gelsin.

Bu millet çok TV izleyen bir millet, ne versen örnek alacak kadar çok. Sokakta gördüğümüz manzaralar bile değişti bu TV kanallarının artmasından sonra. İnkar edecek bir şey yok, doğruya doğru. He onu da ahlaksız bulamıyorsun, o zaman da çağdaş olamıyorsun. Hiç kusura bakılmasın, ben televizyonda rastlayınca kanal değiştirdiğim bir sahneyi otobüste ön koltuğumda görürsem açık ve net söylerim; “Bari ininceye kadar bekleseydiniz!!” diye.

Başlarım öyle sanata da modernizme de.

25 Haziran 2009 Perşembe

bir gün bir gün bir çocuk

Akşam akşam ve dahi kandil kandil aklıma en kel alaka şeyler üşüştü. Benim aklım böyle çalışıyor zati, paso başka yerlerde, sonra hepsi bir araya gelip kafamı şişiriyorlar.

Bak şimdi ne düşündüm. Çocukken neden bize saçma sapan şarkılar öğretirlerdi ve neden hala şimdiki çocuklara aynı şarkıları öğretiyorlar? Açıklayana en sıcak gülüşümü yollayıp teşekkür edeceğim. Nerden çıktı sorusu yasak. Çünkü ben de hatırlamıyorum, daldan dala gezinirken orda takılmışım demek ki.

Misal; ordaa bir köy var uzakta, gitmesek de görmesek de ora bizimdir evelallah. Bu ne abuk bi laftır allasen? Ora senin köyünse neden gitmiyorsun, neden görmüyorsun, gitsene ya hu! Hem acaba şarkıda kastedilen köy neresidir, neresi bizimdir de gidemiyoruzdur? Bu şarkının çocuğun üzerinde yapabileceği etkiler nelerdir? İnsanlar köylerine gidemez, köyler uzakta bir yerlerdedir, insan gidip görmediği bir yere de sahip olabilir. Bu mudur yani?

Laylay laylay laaaa kısmınaysa hiç girmiyorum, içimi bayıyor. Bir de bu melodiyi Ayşecik filmlerinde mi kullanmışlardı bana mı öyle geldi şimdi?

Ayşecik dedim de, o kızın (teyze oldu şimdi) Pollyanna’nın Türk versiyonu bir filmi vardı mesela. Hiç sevmem Pollyanna’yı, babasını da sevmezdim, hep onun yüzünden o çocuk öyle oldu. O ne gereksiz, faydasız ehi ehi ehi durumudur ya. Hep de pişmiş kelle gibi sırıtılmaz ki yani, ruh sağlığına zararlı bi kere. Benim arkadaşım olsa Pollyanna, günün birinde bi tane patlatırdım herhalde suratına. Düşünsene arabam çalışmış (yok ya ondan böyle rahat sallıyorum), geçmiş karşıma “Benzin fiyatları çok yüksekti zaten, otobüsün de ayrı bir zevki var, olmadı vapura binersin püfür püfür” diyor. Ay git elimden bi kaza çıkmadan, bi daha gözüm görmesin seni .

Başka; Saat dokuzu beş geçe, Atam Dolmabahçe’de diye başlayan şarkı, doktor doktor kalksana lambaları yaksana diye devam ediyor. Sabah dokuzda ne lambası hacı?

Atatürk ölmedi, yüreğimde yaşıyor diye başlayan şarkı, ölmedin ölemezsin diye bitiyor. Buraya çok girsem mi bilmiyorum ama bu pedagojik olarak hiç mantıklı bir şarkı değil. Bir kabullenmeme, bir isyan, bir aykırılık söz konusu. Çocuk bunu alır hayatında sevdiği herkese uyarlar, ölüme başkaldırır, al sana psikoproblem.

Geçen gün bir tanıdığımız küçük kızının müsameresine gitmiş de, çocukların söyledikleri tüm şarkılar annesinin de ilkokulda öğrendiği şarkılarmış. Hatta benim annemin de. Annem 52 yaşında olduğuna göre ve annemden öncekilere de bu şarkıların öğretilmiş olacağını düşünerek, kaç yıldır veledlere aynı şarkıların öğretildiğini ve niye yeni ve daha güzel şeyler üretilmediğini buyrun tefekkür edin.

Ha nesillerin birbirinden kopmaması için derse birisi, ben ona ne şekil güleceğimi çok iyi biliyorum :)