Alttaki yazıdan kurtulmak, konuyu değiştirmek istiyorum. Üstüne yorum yapıldıkça sıkılmaya başladım. Sakın yanlış anlamayın, konuşuldukça artıyor bunun üzerine düşüncelerim o yüzden. Normal halimden uzaklaşmak istemiyorum çünkü normalde bir şeye iki günden fazla üzülmem. (Allah'ım imtihan etme bunu dedim diye n'olur!)
Şimdi son keşfimden bu yana iki gün geçti, bitti gitti.
Iımmmm ne desek ne desek, seçimlerden mi bahsetsek? Muhsin Yazıcıoğlu'ndan, havalardan, yolda gördüğüm kaçık adamlardan, bi türlü izleyemediğim filmlerden falan mı bahsetsek? Yeter ki mevzu değişsin.
Bence Akp'ye iyi oldu, biraz rehavete kapılmışlardı, abuk açıklamalar yapmaya başlamışlardı, bu oy kaybı biraz kendilerine gelmelerini sağlar umarım. Bir de bu seçimde daha çok başarılı adaylar desteklendi gibi de geldi bana. Bir kaç istisna şehri, yani kalıplaşmış şehirleri bu tezin dışında bırakıyorum tabi.
İstanbul'lu olarak Kadir Topbaş'ın kazanması iyi oldu diyebilirim. Burda iki nokta var; birincisi seçimlerden önce ne zaman bunun hakkında birileriyle konuşsak ilk ettikleri laf "Adam daha çok para yesin diye mi oy verelim?" di. Kadir Topbaş'ı yakınen tanımıyorum ama böyle klişe bir laf da duymadım. Öyle bir önyargı gelişmiş ki bu konuda, "Her başkan olan para sömürür". Nerden biliyorsun? Kanıtın ne? Bir şeyi araştırmadan inanmamayla ilgili ayet ve hadisler var, haberin var mı?
Adam bir televizyon programında maaşının ne kadar olduğunu bilmediğini, eline geçmeden burslara gittiğini söylemişti. Kadir Topbaş aileden zengin bir insan, paraya ihtiyacı başkanlığa kadar olmamış da sonrasında niye illa ki götürsün? Neyse ben onun avukatı değilim ama insanların bu, ne dediklerini bilmeden laf olsun diye konuşmalarından hoşlanmıyorum.
İkincisi, Kılıçdaroğlu bence büyük başarı gösterdi. Şöyle ki, bir tane bile doğru dürüst icraati olmadan ve adam akıllı İstanbul'a ve belediyeciliğe dair plan ve projesi olmadan, sırf yolsuzluk iddialarıyla %36.8'lik bir oy alması görülmemiş bir başarı bence.
Artı, Topbaş iyi işler yaptı İstanbul'da, yapmaya devam etsin biz de takip edelim.
Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilere sonsuz sınırsız rahmet diliyorum. Mekanları cennetü'l âlâ olsun. Çok üzgün ve çok öfkeliydim ama dinleyip okudukça imkansızlıkların çokluğuna ve kurtarmak için elden gelenin yapıldığına kâni oldum.
En çok da İsmail Güneş'e üzüldüm. "Galiba burda öleceğiz." demesi kahrediciydi.
Yalnız kazanın suikast olmadığı konusunda şüphelerim var, umarım bunu araştırırlar.
Muhsin Yazıcıoğlu'nu hep takdir ederdim ama partisi güçlü bir parti değildi malesef.
Geçenlerde televizyonda onun arkasından anlatılan bir şey çok calib-i dikkatti. Akp Muhsin Yazıcıoğlu'nun İçişleri Bakanlığına çok yakışacağını Yazıcıoğlu'nun bir dostunun yanında dile getirmiş. O adam da mesajı almış ve bunu Yazıcıoğlu'na söyleyecekmiş. Ama bir türlü fırsat bulamamış, derken kendisi hastalanıp da Yazıcıoğlu'nun ziyaretine geldiği bir zamanda söylemeye niyetlenmiş. Önce ağzını aramış ve sonunda bunu ona söylememiş. Çünkü diyor ki, "Anladım ki Muhsin, arkadaşlarını, ona destek verenleri ve onu sevenleri yarı yolda bırakmayı vefasızlık olarak düşünüyor. Mhp'den ayrıldığında onu bırakmayanları bırakıp da Akp'ye geçmek onun için vefasızlık olacaktı, bu siyasetin tabiatına aykırı da olsa o böyle düşünüyordu. Bunu anladım ve söylemekten vazgeçtim."
Bir de 80 darbesinde çektiği işkenceler kısmı var ki of of. Tırnaklarının sökülmesi, 5 yıl hücrede kalıp toplam 7,5 yıl hapsedilmesi, her işkencede çırılçıplak soyulması... Hatalarına kefaret olur inşallah.
İyi insandı velhasıl, nur içinde yatsın.
Son, en son; geçen gün vapurdayım, adamın teki, ki 50 var, vapurun üstünü örten tenteye şemsiyeyle vurup martıları kaçırmaya çalışıyor, hani martıların ayakları görünüyor ya alttan, nasıl zevk alıyor bundan. Şimdi o adam mı çatlak oluyor, ona "Allah'ın delisi" bakışıyla gülüyorum diye ben mi?
ortaya karışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ortaya karışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Mart 2009 Pazartesi
11 Ocak 2009 Pazar
estirikli
Bizim sınıfta birkaç tane hece defteri vardı, kişi başına bir tane değildi. Okumayı öğrenen bir sonrakine verirdi. Masrafa gerek yok diye mi düşünmüşlerdi artık bilemiyorum. Sıra bana da geldi tabi, aldım heyecanlı heyecanlı gittim eve, “anneeee öğretmen hece defterini bana verdi, hadi çalışalım” diye. Başladık çalışmaya. Cık okuyamıyorum Allah’ım! Abim çalıştırdı yok, teyzemin oğlu çalıştırdı yok. Annem biraz bezdi, neyse ilk gün daha deyip beni kendi halime bıraktı. Ondan sonrasını çok net hatırlıyorum. Beni oturma odasında yalnız bırakmışlardı, ben üzgün tabi, Allah’ım ben salaktım da bugün mü öğrenecektik bunu ailecek, diye. Sonra gözüm gazeteye ilişti, şöyle bi meylettim ona doğru. Koydum önüme, başladım manşetten sesli sesli okumaya. Bütün başlıkları okudum öyle. Annem içerden sesimi duymuş olacak, yüzünde bir şok ifadesiyle yanıma geldi. A a, okuyorsun, aaaa, aaaa! Şunu da oku bakıym, hadi bunu da, onu da…
Veee böylece bir günde okumayı sökmüş oldum ve hayatımda ilk okuduğum şey gazete oldu. O günden belli oldu yani gidişatım :)
Ertesi gün de hece defterini geri götürdüğümde öğretmen de şaşırdı, dün verdim daha ne çabuk diye.
……………
Çook eskilerden gazetelerin kuponla ansiklopedi verme huyu vardı. Halkın kültür seviyesine önem verildiği zamanlar olsa gerekti. Biz de Milliyet alırdık o zamanlar. Evde ne kadar ansiklopedi varsa Milliyet'in kuponlarıyla alınmıştı. Hatta bizzat ben gider, birikmiş kuponları götürüp bayiden alırdım cilt cilt. O zamanlar çocuklar dışarı gönderilirken korkulmazdı.
……………
Çocukluğum ansiklopedi okuyarak geçti. Gazeteyle başlangıç yaptım, ansiklopedilerle devam ettim. Hatta okuma bilmezken de ansiklopedilere büyük ilgim vardı, habire açar açar resimlerini incelerdim. Hala hafızamda kayıtlı o resimler. Hayvanlar alemini o şekilde tanıdım.
Şimdi esas konuya uçayım. 7-8 yaşlarımda bir gün yine Milliyet’in verdiği bir ansiklopediyi açmışım önüme okuyorum. İnsanın tarihini anlatıyor. Baktım baktım o kadar ilginçti ki, meğerse biz eskiden maymunmuşuz. Ana! Resmen resimlemiş nasıl dönüştüğümüzü. Maymun, sonra dikleşiyor, tüyleri dökülüyor, sonra biraz kıllı da kalsa bildiğin insan oluyor. Homo sapiensmişiz biz. Mutasyona uğramışız. Kafam allak bullak. Ama inandım yani, koca ansiklopedi yalan mı söyleyecek? Doğal seleksiyon yani, boru değil. Olsa olsa ben yanlış biliyorumdur. Bu durumda bilgilerimi gözden geçirmeliyim. Bi Hz.Adem vardı, ilk insandı, bi de Hz.Havva, insan soyu ikisinden meydana gelmişti. Hmmm, hangisi doğru acaba? Önce karar veremedim. Artık hem maymundan geldiğimize hem de Hz.Adem’e inanıyordum. Aklım bu mukayeseyi kaldırabilecek gibi değildi.

En sonunda ikisinin ortasını şöyle buldum. Evet insan maymundan gelmişti ve maymundan insana dönüşen ilk kişi Hz. Adem’di. Nasıl mantık ama?! Ne Darwin’i küstürüyor, ne de hakikate uzak duruyor. :) Valla şimdi düşününce, ben uzun bir süre bunun böyle olduğunu sandım.
Demek ki neymiş efendim, çocuklarımızın okuduğu şeyleri kontrol ediyormuşuz! Olur olmadık şeylerle kafalarını bulandırmalarını engelliyormuşuz. Ve çocukların çok merak edebilecekleri konuları biz onlara anlatıyormuşuz, anlaşıldı mı?!
Şu Milliyet’e de soracak hesabım var. Yemişim kültürünü, böyle ansiklopedi olmaz olsun. Bakın en önemli ayrıntıyı söylüyorum. Ansiklopedinin adı : Junior Larousse.
Çocuklar için özel hazırlanmış, daha tıfılken beyinlerine iyice yerleşsin istenmiş. Ne tuzak ama.
çerezler;
……………………
Gerçek hayat ekibine, gönderdiğim tenkit postasını yayınladıkları için teşekkür ediyorum. Sizi seviyorum :)
…………………
Bugün Praktiker’de Zeki Alasya’yı burnumun dibinde gördüm, bana hiçbir şey ifade etmedi. Ondan pek hoşlanmadığımı anladım.
…………………
Ankebut gitmiş, tatlı dil örümceği yuvasından çıkarır. (bkz. Bikaç alt post)
…………………
Dün gece “Allah’ım niyet ettim yatmaya” derken yakaladım kendimi. Ama olan oldu, dedim. Ne diyorum ben yaaa, derken de uyumuşum.
…………………
Condelezza Rice arsızı aynen şunu demiş; “Yüksek nüfus yoğunluğu bulunan bir bölgede sivilleri ayırmak zor. İsrailliler Hamas’la sivil halkı nasıl ayırsın?”
E lafı da gelmişken; “Kör kazıklara gelesin İsrail ve saz arkadaşları”
…………………
Son olarak, bencilliği şahsiyetlerini öldürmüş olanlara selam olsun, mutluluğunuzu başınıza çalınız efendim…
Veee böylece bir günde okumayı sökmüş oldum ve hayatımda ilk okuduğum şey gazete oldu. O günden belli oldu yani gidişatım :)
Ertesi gün de hece defterini geri götürdüğümde öğretmen de şaşırdı, dün verdim daha ne çabuk diye.
……………
Çook eskilerden gazetelerin kuponla ansiklopedi verme huyu vardı. Halkın kültür seviyesine önem verildiği zamanlar olsa gerekti. Biz de Milliyet alırdık o zamanlar. Evde ne kadar ansiklopedi varsa Milliyet'in kuponlarıyla alınmıştı. Hatta bizzat ben gider, birikmiş kuponları götürüp bayiden alırdım cilt cilt. O zamanlar çocuklar dışarı gönderilirken korkulmazdı.
……………
Çocukluğum ansiklopedi okuyarak geçti. Gazeteyle başlangıç yaptım, ansiklopedilerle devam ettim. Hatta okuma bilmezken de ansiklopedilere büyük ilgim vardı, habire açar açar resimlerini incelerdim. Hala hafızamda kayıtlı o resimler. Hayvanlar alemini o şekilde tanıdım.
Şimdi esas konuya uçayım. 7-8 yaşlarımda bir gün yine Milliyet’in verdiği bir ansiklopediyi açmışım önüme okuyorum. İnsanın tarihini anlatıyor. Baktım baktım o kadar ilginçti ki, meğerse biz eskiden maymunmuşuz. Ana! Resmen resimlemiş nasıl dönüştüğümüzü. Maymun, sonra dikleşiyor, tüyleri dökülüyor, sonra biraz kıllı da kalsa bildiğin insan oluyor. Homo sapiensmişiz biz. Mutasyona uğramışız. Kafam allak bullak. Ama inandım yani, koca ansiklopedi yalan mı söyleyecek? Doğal seleksiyon yani, boru değil. Olsa olsa ben yanlış biliyorumdur. Bu durumda bilgilerimi gözden geçirmeliyim. Bi Hz.Adem vardı, ilk insandı, bi de Hz.Havva, insan soyu ikisinden meydana gelmişti. Hmmm, hangisi doğru acaba? Önce karar veremedim. Artık hem maymundan geldiğimize hem de Hz.Adem’e inanıyordum. Aklım bu mukayeseyi kaldırabilecek gibi değildi.

En sonunda ikisinin ortasını şöyle buldum. Evet insan maymundan gelmişti ve maymundan insana dönüşen ilk kişi Hz. Adem’di. Nasıl mantık ama?! Ne Darwin’i küstürüyor, ne de hakikate uzak duruyor. :) Valla şimdi düşününce, ben uzun bir süre bunun böyle olduğunu sandım.
Demek ki neymiş efendim, çocuklarımızın okuduğu şeyleri kontrol ediyormuşuz! Olur olmadık şeylerle kafalarını bulandırmalarını engelliyormuşuz. Ve çocukların çok merak edebilecekleri konuları biz onlara anlatıyormuşuz, anlaşıldı mı?!
Şu Milliyet’e de soracak hesabım var. Yemişim kültürünü, böyle ansiklopedi olmaz olsun. Bakın en önemli ayrıntıyı söylüyorum. Ansiklopedinin adı : Junior Larousse.
Çocuklar için özel hazırlanmış, daha tıfılken beyinlerine iyice yerleşsin istenmiş. Ne tuzak ama.
çerezler;
……………………
Gerçek hayat ekibine, gönderdiğim tenkit postasını yayınladıkları için teşekkür ediyorum. Sizi seviyorum :)
…………………
Bugün Praktiker’de Zeki Alasya’yı burnumun dibinde gördüm, bana hiçbir şey ifade etmedi. Ondan pek hoşlanmadığımı anladım.
…………………
Ankebut gitmiş, tatlı dil örümceği yuvasından çıkarır. (bkz. Bikaç alt post)
…………………
Dün gece “Allah’ım niyet ettim yatmaya” derken yakaladım kendimi. Ama olan oldu, dedim. Ne diyorum ben yaaa, derken de uyumuşum.
…………………
Condelezza Rice arsızı aynen şunu demiş; “Yüksek nüfus yoğunluğu bulunan bir bölgede sivilleri ayırmak zor. İsrailliler Hamas’la sivil halkı nasıl ayırsın?”
E lafı da gelmişken; “Kör kazıklara gelesin İsrail ve saz arkadaşları”
…………………
Son olarak, bencilliği şahsiyetlerini öldürmüş olanlara selam olsun, mutluluğunuzu başınıza çalınız efendim…
6 Aralık 2008 Cumartesi
iletişim benim de hakkım
türksel telsim ve aveadan bana bir iyilik yapmalarını istiyorum.
sesini duymak istediğim çok kişi var ama hepsinin hattı farklı. bana bi güzellik yapsınlar hepsini arayayım, yarım saatten çok konuşayım ve faturam kabarmasın.
türksel kazıkçı, avea doğru dürüst çekmiyor, ık mık gak guk ne konuştuğunu anlamıosun, telsimi çevremden kimse kullanmıyor.
connecting people yapamıyoruum.
eyy üç büyükler yok mu bana bir çare? tarife yumurtlayan tavukların hepsi benim olsun, ben de oh be diyeyim, kimse bana cık cık demesin, olmaz mı hacım?
sesini duymak istediğim çok kişi var ama hepsinin hattı farklı. bana bi güzellik yapsınlar hepsini arayayım, yarım saatten çok konuşayım ve faturam kabarmasın.
türksel kazıkçı, avea doğru dürüst çekmiyor, ık mık gak guk ne konuştuğunu anlamıosun, telsimi çevremden kimse kullanmıyor.
connecting people yapamıyoruum.
eyy üç büyükler yok mu bana bir çare? tarife yumurtlayan tavukların hepsi benim olsun, ben de oh be diyeyim, kimse bana cık cık demesin, olmaz mı hacım?
29 Ekim 2008 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
