13 Nisan 2009 Pazartesi

Fâni

Ölümü düşünmenin sayısız faydası var. Bir kere her şeyin geçici olduğunu idrak etmeye yarıyor. Dolayısıyla haddinden fazla üzülmemeye, sevinmemeye, bağlanmamaya, aşırı sevmemeye, kırmamaya, kırılmamaya, affetmeye, kıymet bilmeye…

Hep enteresan bir tefekkürüm oldu ölüm konusunda.
Çocukken her gece ağlardım, annem-babam ölürse ben ne yaparım diye. Zaten hayalperest bir çocuktum, anında ne filmler, ne sahneler gelirdi gözümün önüne. Ağlaya ağlaya uyuyakalırdım. Bu böyle orta okulun ortasına kadar sürdü. Yalnız şimdi düşününce inanamıyorum yıllarca her gece ağlayabilmiş olmama. Lâkin doğru.

Orta 1’de babaannem vefat etti. Çok severdim onu, hem de çok. Çok ağladım. Lise hazırlıkta en küçük amcam vefat etti, en sevdiğim amcamdı. Hâlâ hatırladıkça ağlarım. Ertesi sene eniştem, ertesi sene diğer eniştem, ertesi sene anneannem, ertesi sene dedem, ertesi sene küçük dayım. Şimdi tahminleri alalım. Her sene bir akrabasını, bir sevdiğini kaybeden bir insan ölüm hakkında neler düşünebilir?

Bilmem nasıl gelir ama benim için normalleşti ölüm. Sıradan belki de. Her seferinde biraz daha az tepkili, her seferinde biraz daha soğukkanlı. ‘Ölüm mü, eh olabilir neden olmasın ki’ tarzı bir duygu. Ya da ‘ Canım herkes vakti gelince gidiyor, kendini harab etmeye ne gerek var’ gibi bir şey. Ama çok da söylemedim kimseye, çünkü insanlar gidenin arkasından depresyona girmeyi daha çok tercih ediyor.

Sonra bir ara, ki dört sene önceydi, anormal derecede içim ısındı ölmeye. Asla intihar düşünmedim, hem inancıma hem düşünceme aykırı. Sadece hazır hissettim. Her şey çok güzel gidiyordu, gönlüm çok huzurluydu ve aslında tam zamanıydı. Çok temiz hissediyordum ve bence ölüm böyle olmalıydı. Dünya hayatının gurbet olarak algılanmasının sebebini anlamıştım, hadi diyordum, yetsin bu kadar dünya. Gidebilirim artık. Ama gitmedim. Baktım ölmedim, biraz bozuldum haliyle. Neyse ki dünyalık işlere daldım gittim yine. Bir yandan hâlâ o zamanı özleyerek.

Dünyaya dalmak deyince, şimdi tırsıyorum ölmekten, çünkü hiç hazır hissetmiyorum. Büyümenin kirleri lekeleri var üzerimde, böyle kayda geçmek istemiyorum. Bazı geceler ödüm patlıyor ya bu gece ölürsem diye, sabahı buluyorum 'Allah'ım hazır değilim' diye diye.

Bir de ben hep tek bir şey derim; Allah’ım benden razı olmadan alma emanetini…

He annem-babama gelince, artık eskisi gibi ağlamıyorum geceleri. Sadece doymaya çalışıyorum onlara ve her an hazır olmaya gidişlerine. İş yaşa bakmıyor ama yaşlanıyorlar, hastalanıyorlar, ara sıra korkutuyorlar, tedbirli olmam lazım.
Aslında tüm sevdiklerimiz için böyle. Ölümü düşünmenin faydalarından kapmalı sanırım.

15 yorum:

müzmine dedi ki...

rabbim hayırlı ömür,hayırlı ölüm ihsan etsin.(ben hep böyle ve herkese bu şekilde dua ederim bu tür muhabbet olduğunda)
"Allah’ım benden razı olmadan alma emanetini…"buda cok yerinde cok güzel bir dua/istek (amin)

rabıta-ı mevt'i her daim yapmak gerek.insan ancak o zaman elini eteğini çekebiliyor galiba bazı şeylerden.

hakan-can dedi ki...

Merhaba Pervane...

Bir ara bende senin yaşadıklarını yaşadım..

Ölümden korkmuyordum,tertemiz ve berrak geliyordu bana Mevlana'nın ifadesiyle " Şenlik Günü" ilan edecek kadar parlak birşey hissediyordum içimde..
"İnna lillah ve inna ileyhi raciun" derdim hep...

Şimdi aradan zaman geçti,ölümden korkmaya başladım,sebebini tahmin edebilirsin sen de yaşamışsın bu duyguyu...


Allah razı olduğu kulları arasına almadan,ruhlarımızı bedenimizden ayırmasın...


Kendine iyi bak,yaşamak herşeye rağmen güzeldir...:))

Artificial dedi ki...

Selam,
ölüm çat diye..boyutu değiştiriyosun ve bitiyo o an :).. ya hastalık ?.. bence o daha bi hayatın kadir kıymetini hatırlatıyor .. hele ki sağlıklı zamanlarımızın ne büyük nimet olduğunu.. verimli kullanmamız gerektiğini.. ( verimlilikten bahsedene bak :) :( )

seninkisi gene iyiki.. hersene görmüşün birileri gidiyo.. olayın gayet 'doğal' olduğuna aklın da ruhun da yatmıştır.. peki ya sadece 1-2 darbe alanlar yine senin gibi genç yaşında? hayatsal duruşu menfi etkilenmeden nasıl duraiblirki? dışa nasıl düzgün vurabilirki içindekini? nasıl stabilize edicek kendini.. alışkanlık kazanıp, immune olucak kadar vaka görmeden?

kim hazır hissedebilirki..temiz hissetmek mi.. Allah temiz kılmadan temizlenmemiz mümkün gözükmüyor.. yapılanlar yapıldı çünkü bir kere ve kayda geçtiler çoktan..
Fakat öyle ki, şu yaşımıza kadar şu imkanlara rağmen kendi aleyhimizde aşırı gitmemiş olmamız da CEO maaşı almamıza yetmez mi? :).. peki ya içimizden ztn gelmemişse aşırı gitmek, ya hiç mizaçsal olarak gözümüz olmamışsa..ya zaaf yoksa materyal birşeylere? yada ortam şartlarının mükemmeliğinden dolayı zaaf oluşmuyorsa? acaba yine benzer bi maaş verilirmi?

ben gündüzleri bazen sıkılıyorum.. bitsede bi değişiklik olsa fln diyorum..:)..akşam olunca yalnız kalınca ise canım istemiyo bitmesini.. henüz kurtaramadım ki dünyayı ! yrn bi şansım daha var..

ben öyleyimki ölümü organic moleküllerin faaliyetlerini durdurması olarak görüyorum.. sayılar matrix gibi gözümden geç...miyor bile hatta..

Hz. Yusuf.... hikayenin sonunda, 'kendine düşen görevi' artık bittiğinde diyorki: "Rabbim, Sen bana mülkten verdin, sözlerin yorumundan öğrettin. Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat."

guguk kuşu dedi ki...

ne garip zeugmacım, çocukken aynı şeyi ben de yapardım. salya sümük ağlardım, sonra ğlaya ağlaya uyurdum. zaten pek çoğu gerçek oldu. ard arda ölümler...en acısı da babaannem oldu. ne garip dimi? ben onların benden önce yada benim onlardan önce gidebileceğini hiç düşünmemeiştim. sanki ben varolduğumda onlar vardı, ve bir gün hep beraber yok olacaktık. kimse kimsenin ardına kalmayacaktı. ama öyle değilmiş????
sonbaharda, bir akşamüstü, kuşlar yuvalaraına dönüşe geçmişken, huzur içinde, acı çekmeden kavuşmak istiyorum. ara ara yine içimi ürpertiyor sonra O'na ve sevdiklerime kavuşmak düşüncesi içimi rahatlatıyor..

Adsız dedi ki...

önce güldüm "ölmedim biraz bozuldum" kısmına .sonra baktım çok da doğru yazmışsın böyle olmalı ölüm gerçekten büyümenin kirleri olmadan...
güzel çok güzel bir paylaşımdı.

Pervane dedi ki...

müzmin; amin. büyükler boşa konuşmuyor işte tefekkür-i mevti sık yapın diye.

hakan; şenlik günü, şeb-i arus, ne güzel, ah keşke di mi ya!

arti; a.selam,
ben hastalığa karşı da immune oldum biliyor musun. bi de aslında hastalık (ben ya da yakınımdaki) beni çok yaklaştırıyor Allah'a, o yüzden seviyorum cidden o ruh halini, o acizliği (Allah'ım mesaj yanlış gitmesin n'olur)

evet kaldırma kuvveti yüksek bir ruhi olgunluk kolay değil. sanırım benimki de olgunluktan değil, fazla yaşanmışlık etkisi. ama bu "ölümü sıkça düşününüz" emrine uymanın kolaylaştırıcılığı olur elbet.

eskiden memurları doğuya ya da şartların çok zor olduğu bölgelere göreve gönderdiklerinde "mahrumiyet zammı" verirlermiş maaşlarına, bazen ondan bize de düşer diye düşünmüyor değilim :) Allah'la anlaşmalarımız var böyle :) ikinci dediğin için çok ayrıntı var, yetiştirilmesinde bi güzellik vardır belki onun, Allah bilir.

akşam olunca demişsin ya; ben bazı geceler "ya bu gece ölürsem korkusundan" uyuyamıyorum, çok fena bi duygu. azraili ikna etmekle geçiyor gecem.

ne güzeldir Hz.Yusuf'un duası...amin..

Pervane dedi ki...

guguk kuşu; evvela hoşgeldin. hoş bir sebep oldu bak, zeugmayla aynı temayı kullanmamız seni bana getirdi demek :))
ya gerçekten, kimse arkada kalmayacakmış gibi geliyor değil mi? tokat gibi hakikat diye buna derim işte. ne büyük sıkıntısı var şu küçük insan denen varlığın..

adsız; umarım arınabiliriz o kirlerden.
teşekkür ederim.

şirinem dedi ki...

canım ne güzel yazmışsın önceleri ölümden bende korkmazdım hatta ne olacak huzur ve sonsuzluk diye düşünüyordum takiii güzel kızım doğana kadar şimdi ise sadece onun için ölmek istemiyorum onu hayatta tek başına bırakmamak en azından kendi ayakalrı üzerinde durana kadar yanında olmak istiyorum inşallah yüce Rabbim buna müsade eder.Yaradanımız hepimize hayırlı ölümler versin inşallah

H.Y. Ergün dedi ki...

Rabbim bizi müslüman öldürsün.

Pervane dedi ki...

şirinem; hakkaten çocuğu olanlar için ölmek daha zor gelse gerek.

hyergün; amin ablacım.

çiLekLisüt dedi ki...

Bir tek dedemin cesedini gördüm yakından, çok yakın değildik ama o bile çok etkilemişti gerçi ben soğuk bi nevale olduğumdan çok fazla etkisi sürmüyo bende yani bir iki gün ağlayıp normale dönebiliyorum ama çok yakınım olan (yani sürekli yakınımda olan) biri ölse sanırım bu çok daha farklı bir boyut alabilir hiç bir zaman büyük konuşmamak lazımdır..

ölümü düşünmek doğruya ve iyi olmaya yönlendiriyorsa kesinlikle düşünülmelidir bence de..

ebru dedi ki...

önceden çok korkardım, yani lise döneminde. sonra bir gariplik çöktü üzerime. sonra 1,5 sene içinde en sevdiklerimi kaybettim. babam, ananem ve eniştem. özellikle babamsız dünya düşünemezken- ki annem kıskanırdı :)- onsuz yaşıyorum, takdir edilen güne kadar. ölüm o kadar korkutucu değil artık, yoksa babamı bir daha nasıl görecektim değil mi?
ölümün en olumsuz yanı, en sevdiğin ölünce hayatını yarım bırakması. sevincin yarım, hüznün yarım, ömür yarım. diğer yarın ahirette çünkü.

Pervane dedi ki...

çilekli; ben de b.annemle dedemi gördüm, çok garip bi duygu..
Allah sevdiklerimizi bize bağışlasın ama ya onlar arkada kalacak ya da biz, kaçarı yok.

ebru; başın sağolsun. ben de ne kadar konuşsam da baba konusunda kalıyorum yine de, hem kız çocuklar için o bir simge hem de benimki hasta, daha hassas bir mevzu.

dünya hayatı kuşluk vakti misali, Allah sevdiklerimizle buluştursun ötelerde..

Siminya dedi ki...

Ya müthiş yazmışsın pervane, ölüme hazır olduğun anı hissettim, sonra kirli olduğun ve ölmek istemediğin anıda, ben malesef senden zayıfım intiharı hep düşündüm ve bazen uyguladım...
üst üste ne çok yakının ölmüş,seni; çok güçlü biri yapmış bu kayıplar..ne deyim etkilendim

Pervane dedi ki...

canım ya teşekkür ederim.
bence öleceğimiz zamana biz karar vermeyelim, en güzel zamanı bulamayabiliriz çünkü. O bizim yerimize karar versin ama en uygun an olsun o da.. hele ki maksat O'na yakın olmaksa :)
üstüste olunca da tetikte oluyor insan biliyor musun. hey Allahım, garip şey..