6 Kasım 2008 Perşembe

hey gidi gençlik çekeceğin var elimden

gençlerle yeni bişeyler denemeye başladık hadi hayırlısı bakalım.
kendi ergenliğimi hatırlıyorum onları gördükçe.
ama hiçbirinde bulamıyorum kendimdeki halleri.
ya biz, yani ben ve şeyma, şeyma ki benim ergenliğimdeki baş kahramandır benden sonraki, öf uzun bi cümle oldu baştan kurulmalı.
diyorum ki biz sanki başka bir alemden gelmiştik.
misal; 14 yaşındaydık ve gidip radikal gazetesi alırdık sık sık. sorular sorardık, gündemi takip ederdik, milleti eleştirirdik, dünyadaki olaylara bakardık, yorum yapardık. en güzeli de 30umuza kadar planlamıştık yapacaklarımızı, ha hepsi olamadı o ayrı.
bir gün "ideal insan modeli" diye bir başlık atmıştık, altına da idealimizdeki insanın 40 özelliğini, erdemini yazmıştık.
saçma sapan şeyleri kafaya takmazdık. öyle depresyonlara girmezdik olur olmadık.
cıvık muhabbetler de etmezdik. söyleyecek çok şeyimiz vardı ama. hiç bi lafın altında kalmazdık, hiç bi konuya bön bön bakmazdık. yani çalışsak seminer bile verebilirdik.
belki de biz anormaldik. gerçi bunu da hiç inkar etmedik. ama hiç de pişman olmadık bu halimiz yüzünden.
o yaş döneminde çok öğrencim oldu. kimse yanlış anlamasın, burdan okuyanlar da var biliyorum. hep aradım o frekansı yakalamış birini. nadiren bulur gibi oldum, genelde bulamadım. çocuklara hedeflerini sorduğumda çok azı kâle alınır cevaplar verdi şimdiye kadar, ki benim hedef edindiğim yaştan da ilerdeydiler bir çoğu.
şimdi yapmaya çalışacağım şey biraz da bu. gençlik elimden çekecek biraz. düşünen, soran, bulan, bilen bir nesil olsun. gözlerinde bir anlam olsun. asiliği maharet saymayan, isyan edecekse, öfkesini de doğru yere harcayan, duygusunu doğru kullanan bir nesil olsun.
üstad necip fazıl yaşasa da ziyaretine gitsek, konuşsak bunları.
onun da dediği gibi; bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...

4 Kasım 2008 Salı

ya Rabbi huzur...

Dedim şükür böyleleri de var.
Huzurun tanımı: bu nesli tükenmek üzre olan nadide insan teklerinin yanında az da olsa bir-iki saat geçirmek.
Araştırma konusu: bu nadide insan teklerinin kusurları.
Elimizdekiler: bu muhteremlerin sözleri, halleri ve hareketleri.
Şimdi bak bak dur.
Önce uzaktan, sonra hafif şaşkın, sonra hayran hayran.
De ki: sözlerinde ne bir tutarsızlık, ne bir mantıksızlık,
hallerinde ne bir aşırılık, ne bir bayağılık, hareketlerinde sadece zarafet var.
Sonra da de ki: hey Allah’ım, böyleleri de mi var?
Bu kadar doğru, bu kadar yalın, bu kadar rahatlatıcı insan tekleri.
İşte bu! Aradığım, bakındığım, olmaya çalıştığım.
Her sözünün altına imza atılacak biri olmak diye bişey varmış,
inanmazsanız sizin kaybınız.
Ama kimler deseniz isim veremem, bilenler göz kırpsın.
Bir gün bu güzelliklerden biri demişti ki;
"Hani çok güzel bir yemek yersiniz de sorarsınız ya tarifini;
bunu nasıl yapmış, ben de aynısından yapayım.
Ya da güzel bir el işlemesi görürsünüz,
bu nasıl yapılmış, ben de böylesini yapsam.
(bu misaller çook çeşitlenebilir)
Ve bir insan görürsünüz, çok doğru, çok vakur, çok zarif,
Rabbiyle irtibatı çok hâlis. O zaman da dersiniz;
nasıl yaşıyor hayatını, ben de onun gibi yaşayayım…"
son söz; içten bir nefes ve… ya Rabbi huzur..

2 Kasım 2008 Pazar

her şey bi yere kadar

milletin mantıksızlıklarının ucu neden bana dokunuyor? başkalarının saçmalıklarının bedelini ben niye ödeyeyim kardeşim? ödemiyorum işte. sıkıldım be ya! kibarlığın bir ucu enayilik oluyormuş hakketten daha iyi anladım.
eyvahlar olsun ki bir set daha çekiyorum önüme, saçmalıklarla arama. geçenlerde bi de bana ben olduğum için değil, kendi çıkarları için değer verenlerle arama bi set çekmiştim, etti iki. bi de öncekiler var.. anam ne zor şey be kendine kale yapmak zorunda kalmak.
en son kelimelerimi istemiştim. konuşmaya ve yazmaya "yetti artık bu saçmalıklar" diyerek başlamak istiyorum. zira bence hayat, mantık ve doğruların kesiştiği uzun ince bir çizgi ve ben bu çizgiden sapmak istemiyorum.