5 Aralık 2008 Cuma

gelişen kişi modeli

son yılların büyük bombası, kişisel gelişim furyası.
bu cümle kişisel gelişimle uğraşan biri olarak, benim işime ters görünürde. ama bir takım kişisel gelişimcilerin, kişilerin sadece egolarını ve hırslarını geliştirme çabası, işi iyice soytarılığa dönüştürmüş durumda.

tek tip insan yaratma, herkesin istediği her şeyi yapabileceği kandırmacası, sürekli isteme, daha fazlasını isteme ve sürekli büyüyen bir bencillik.

işi para tezgahına dönüştüren pek çok şovmen türediği için, kişisel gelişim de amacından sapma yoluna sürüklendi. dünyadan daha fazlasını kapmaya endeksli hale getirilen insanlara ruhlarının ihtiyacı unutturuldu.

anlattıkları hikayeler ne kadar içses, içsel mutluluk, spiritüel yolculuk falandan bahsetse de alt metinde kaderin tamamen senin elinde, her şeyi baştan yaratabilirsin tarzı boyunu aşmış mesajlar var.
"o yaptı, sen de yaparsın. herkesin içinde bir milyoner yatar" türü gaz bombalarıyla kaç kişinin hayatı çökmüştür kim bilir. hayır kardeşim, herkes aynı ölçüde başarılı olamaz. bi kere herkesin fıtratı, mizacı, yeteneği farklı. artı bu dünyada illa çok zengin olmak niye gereksin ki. 'içindeki devi uyandır' kitabı baya baya buna özendirir mesela.

tuzak büyük, çünkü insanın var olan bir kudreti olsa da sınırlı ve bu kendisine sınırsızmış gibi lanse edildiğinde ve buna inandırıldığında, gerçekler karşısında yıkımı büyük olacaktır. her şey yüzde yüz insanın eline verilmemiştir ve halledemeyeceği şeyler karşısında, gücünün sınırını kabul edip mutlak kudrete teslim olması onun ruhunu daha geliştirecektir. acziyetini itiraf da bir olgunluktur zira.

bir kaç kişisel gelişim kitabı ismi yazayım da daha iyi anlaşılsın demek istediğim;
"Egoist olma sanatı"
"Sen Tanrısın"
"Yarının Tanrısı"
"Tanrı gibi olmak"
insan olmayı çok becermiş gibi bi de gözünü tanrı olmaya dikmiş birinden hangi kişiliği geliştirmesi beklenir ki. bu kadar da kibir akla ziyan doğrusu. insan içindeki değeri farketme işini şımarıklığa vurunca saçma sapan bir şey çıkıyor ortaya.

bu kitapların amaçları konusunda da şüpheliyim doğrusu. ve merak ediyorum bu yazarlar gerçekten huzurlu mu? kendilerine gerçekten ayna tutmuş ve tüm kusurlarından kurtulmuşlar mı? belki kötü niyetliyim ama bana öyle gelmiyor.

mesela bir tanesi önsözünde ciddi ciddi yazmış "bu kitabı ilk okuduğunuzda her şey belki değişmeyecek ama 2. okuyuşunuzdan sonra kesinlikle hayatınız değişecek". ben buna sadece "hadi ordan" derim.
enteresan belki, kişisel gelişimle ilgili çalışmalar yapıyorum ama ben bile sevmiyorum bu kitapları. bu kadar hava sıkılmaz ki, bi kitapla insan hayatı değişmez ki.

taktik de belli zaten, önce hayatından bezdirilir insanlar; bi isyan ettirilir, bi batsın bu dünya dedirtilir, kendilerine 'sizin de yaşadığınız hayat mı be kardeşim' denir, bu cümle beyinlerinde yankılanana kadar tekrarlanır. e sonra insanlar tabi,' ben mutsuzum, ben daha iyilerine layığım hadi beni değiştir, hadi beni geliştir' diye bu insanlara para akıtır.
milleti önce tatminsizleştirip sonra mutlu etmeye çalışırmış gibi yapan çarpık bir mevzu.

önemli olan insan olmak kardeşim, şişmanlar da mutlu olabilir, yoksullar da.
ama huzuru arayan insan iman olmadıkça mutlu olamaz.
özellikle yalnız kaldığında.

3 Aralık 2008 Çarşamba

Semâ, sefâ, câna şifa






Bunlar da başka türlü Pervane. Gözümüz gönlümüz şenlendi, teşekkür ediyoruz.
Semâ için Semâ gösterisi de demek istemiyorum, Semâ ayini de. İkisi de itici geliyor.
Biz onları Semâ ederken izledik diyelim. Umarım onlar da aynı niyette bulunmuşlardır.

aşkın yalın hali

Pervane haftam, hafta günleri açısından bitti. yine yoğun bir haftaya denk geldiğçün 7'de 7 yazamadım.
Bugün son.
Başka aşk yok. He var mıydı ki, o da dikkate alınacak bir sorudur elbet.

Aşk çeşitlerinden geriye aşk-ı hakiki kaldı. Gerçek olan aşk Allah aşkıdır ki ondan bahsetmeye ne ben ehliyetliyim, ne de cesaretliyim.
O öyle bir şey ki, dünyanın tüm iptilaları seni bulsa 'daha yok mu?' dersin. O kadar etkisizleşir O'nun dışındakiler.

Öyle bir şey ki, yüzünde O'ndan pırıltılar vardır. Sonsuz huzurun sınırsız yansıması kuşatır her yanını.
Ay'ın Güneş'e pervane olup, ondan aldığı ışığı aksettirmesi gibi, görene sürur verir hâlin.

Öyle bir şey ki, herkesin arayış içinde olup, üzerine ahkâm kestiği sonsuz mutluluğun sırlarını içinde hissedersin.
Öyle bir şey ki, O'ndan başkasına ihtiyaç duymaz, gelenden gidenden kaygı duymazsın. İşte özgüven. Mutlak güven. Bilirsin ki O seni yarı yolda bırakmaz. Heyt be, var mı bundan ötesi?

Öyle bir şey ki, cenneti bile istemezsin, verseler almazsın. Sadece O. Yeter ki O. Bir tek O olsun.

Aşk. Ey aşk. Dilime yakışmıyor adını anmak.
Tek yapabildiğim uzaktan bakmak.
Dedim zaten, beni aşar bu konuşma.
Çömez bir pervaneyim, kendimi topluyorum yaklaşmak için ateşe.
Gün gelip dalabilmek için o nurun içine.

Baştaki soru, aşk var mıydı...?
O hep vardı da, anlaşılan bir şey var ki;
Ben hiç âşık olmamışım...
ah mine'l aşk