13 Haziran 2009 Cumartesi

ne ilginç değil mi?

Ben burada oturup kitabımı okurken ya da örgümü örerken mesela, insanlar ayrılıyor, kavuşuyor, seviniyor, ağlıyor, evleniyor, doğuruyor ve hatta ölüyor.
Ben internette takılırken bir gece yarısı, insanlar evimin önünden ambulansla geçiyor, hemen aşağımızdaki hastanenin Acil’ine geliyor ve yine ölüyor.
Ben sonra bir siteye tıklarken, karşıma bir ölüm haberi çıkıyor ve ben üzülüyorum.
Günler sonra üzüldüğüm kişinin, uğurlanan kişinin, evimin önünden geçen kişi olduğunu okuyorum. Bizim evin önünden hep ambulans geçiyor, ben evde otururken. Ben hep “Allah şifa versin” diyorum. O da kimine veriyor, kimininkini daha güzel bir mekâna saklıyor.
Ben kendi işlerimle meşgulken, bir kaç yüz metre ilerimizde koca bir kalabalık birini uğurluyor sonsuza.

Ben dergimin üzerindeki bir çift göze bakarken aklımdan bunlar geçiyor. Hay Allah!
Biz dursak da, hayat her koldan devam ediyor.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Tüh be!

Yaşlanıyorum azizim,
Bugün itibariyle 24 oldum, aman ne hoş.
Heç hoş değil.
Önceden iyi bir şey gibiydi yaşını sorduklarında daha büyük bir rakam söyleyecek olmak.
Şimdi değil, hiç değil.
Bir kız için 23 iyidir mesela. Sanırım önümüzdeki beş yıl 23’te kalabilirim.
Ya da bak otuz yaşındaki kadınları da severim, yok yok otuz beş.
Böyle yüzlerinde olgun bir ifade vardır, gözlerinin yanında ufak çizgiler. Elleri kolları daha oturaklı bir şekildedir. (o da ne demekse işte) ses tonları da hoş olur. Gerçi ses tonu en yavaş yaşlanan şey ama anlaşılabilir 23’le 35 arası fark.
Neyse klasik söylemimize geçelim, akıl yaşta değil baştadır.
Bak bunu söyledim ya rahatladım. Evet.
Şimdi zamanın tadını çıkarabilirim. 24’ü kabul edebilirim. Yıllara böyle meydan okunmaz zaten. Önemli olan mazide kalmamak. Ömrün içini doldurmak.
En azından 25’ten gün alıyorum demem. Aayyy ne kabus bi cümle oldu yaa. Ooff kesin bu cümleyi bir daha kullanmayacağım.
Başa mı sardık, hmm sanırım.
Üstüme gitmemeliyim.
Rabbimden hayırlı ömür diliyorum kendime ve bu yazıyı okuyanlara.
Tüm bu lakırdılar bi yana, boşa harcanmamış nefesler duasıyla…

Not; Doğum günümü kutlamayın, hele ayıp olmasın diye hiç kutlamayın. İki senedir, bir gün sonra aklıma geliyordu doğum günüm olduğu, o derece kutlamıyorum yani, ne kendimi ne kimseninkini. Bu sene erken hatırladım niyeyse. Zamanın su gibi aktığı dank ediyor galiba :) Hele dünki haberden sonra... Her an ölebilecek olduktan sonra doğum günü falan çok anlamsız. Hem kimi tebrik etmeli, Allah'ı mı? İyi ki yarattın beni Allah'ım. Saçma! Neyse uzatmamalı..

Dualara açığız tabi :)

9 Haziran 2009 Salı

hayat

İnnâ lillah ve innâ ileyhi raciun...
Ne enteresan, sanal dünyadan da tanımış olsan samimi duygular beslemek birilerine. Sonra göç ettiklerini duyup üzülmek üzülmek, midene yumruk yemiş gibi...
Mekanın cennet olsun Faruk Yücel..

Müdavimi olduğum Gerçek Hayat ekibinin de başı sağolsun..