9 Aralık 2009 Çarşamba

Son Durum

Şimdi başlayabilirim yazmaya. Benim böyle extreme durumlarda kelimelerim karışıverir, çok şey üşüşür kafama, bir türlü toparlayamam.

Evet soruları alalım millet :) ..Anlayanın anladığı durum şu ki; apansızın, birden bire, pat diye ama korkusuzca, nişanlandım. Off bunun hikayesi o kadar uzun ki aslında.. Kendimi düşünemiyorum bu meseleleri buraya yazarken.

Şöyle diyebilirim ki, beklenmedik bir anda gafil avlandım. Ya da tam kapımı açtım, içeri girildi. Öyle ben de anlamadan oldu bir şeyler. Anlayarak olsaydı, olmazdı zaten :D (anlayan anlasın bu cümleyi..)

En kestirmesinden benim “Gönül Çelemeyen” mimimden faydalanalım. Bir de yazının evlere şenlik yorumları. Bahsedilen olimpiyat rekoru kırıldı kırılacak sayın seyirciler, vatana millete uğurlu olsun.

Eh şimdi diyorsunuz ki, “Biz senin gibileri çok gördük, İstemem diyenden korkacaksın, Aman Pervane, sen de sallıyormuşsun be!” falan da filan. Konuşun a dostlar, olan oldu. Anca böylesi olabilirdi, yoksa ben bu kafayla evlenmezdim zaten. Bi baktım, nişanlanıyorum falan… :)

Kendimde şunu fark ettim. O kadar da odun değilmişim :) Bir de kadınların klasik bir huyu vardır, o bende de varmış. Şöyle ki, bir kadın size “Yok ya önemli değil, Hayır, Gerek yok” gibi cümleler kuruyorsa, bilin ki önemlidir, evettir, gereklidir :)

Bizim Bay Sürpriz’in de öğreneceği çok şey var… Başına iş aldı haberi yok. Allah yardımcısı olsun. (Amin deyiniz.)

Bu nişan-mişan da iyi malzemeymiş bu arada. Topluyorsun milleti başına, bi yüzük takacaksın diye, şak şak şak, sonra düğünde aynı sahneler, ah bi de kına eyvah eyvah. Mutluluk vesilesi olaylar silsilesi, hıhı evet :) Neyse bu konudaki fikirlerimi buraya yazmayayım, tehlike oluşturabilir. Standart normlardan kopuk olduğumu daha fazla belli etmemeliyim şu sıra .

Adios sevgili okur. Tekrar görüşene kadar sen de eğlen, evlen, yap bişeyler :)

23 Kasım 2009 Pazartesi

Heyecan...

Sanki yıllar oldu bir şeyler yazmayalı. Yeni bir eve taşındık, yerleştik, interneti bağlattık derken bi de baktım internetsiz hayata hayat denebiliyormuş :) Kendimi sınadım ve internet bağımlısı olmadığım sonucuna mühür bastım.

E ama bir yere kadar canım, özledim mekanımı :)

Hmmm, blog kokusu miss gibi oh !

Evet taşındık, büyük bir site upuzun apartmanlar yığıntısı. Her binada bir köy dolusu insan. Büyük konuşmuş muydum bilmiyorum ama böyle bi yerde oturmayı hiç istemezdim eskiden beri. Altunizade’de 4 katlı apartmandan sonra 15 kat değişik geliyor. Yine 4. kattayız çok şükür ama bizim apartmanda resmen 14. katta oturan insanlar var ve kapıda 60 yazıyor :) Garip değil mi?

İşin kötüsü 23 gündür kimse hoş geldin demedi bize. Valla rahtsızım bu durumdan. Bir köy dolusu insan aynı binadayız, kimsenin kimseden haberi yok. Berbat. Al bak bir yozlaşma konusu daha. “Ah anacım eskiden böyle miydi” diye başlamanın tam yeridir yani..

Hmmm onu da geç, olaya gel. Büyük şeyler oluyor ey okur, beni bilene çok büyük bir şey. Vakti gelince yazılacak buraya...

18 Ekim 2009 Pazar

Uzak İhtimal - Wrong Rosary

Pazar Pazar yapılacak güzel şeylerden biri de, varsa iyi bir filme gitmektir. Vardı ve gittim. Uzak İhtimal. Benim gibi sinemaya gitmeyi fazla sevmeyen kişiler için güzel bir seçenek.

Filmin önce ödülleri ilgimi çekti. Şimdilik çeşitli festivallerden ve Avrupa’dan 10 tane ödülü var. Mommo’dan sonra bu ödüllere kanmamaya karar vermiştim ama senaryosunda Tarık Tufan ismini görünce gitmek istedim.

Filmin konusu kendisi gibi yalın. Musa İstanbul’a müezzin olarak gelir, karşı komşusu ve bir rahibe adayı olan Clara’ya âşık olur ama bunu hiç söyleyemez.

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, ben filmi beğendim. Bana keyif verdi, sakindi, sadeydi, sıcaktı, sevimliydi ve içtendi. Resmen dinlendiğimi hissettim, bence film böyle olmalı, yormadan kafa dağıttırmalı.

Film sanat filmi sayılıyor. Her ne kadar sanat filmlerini durağanlıklarından ötürü sevmesem de bu filmi sevdim. Sanat ve gişe filmleri arasında bir şekle sokulmuş sanırım.

Bir de şunu fark ettim, ben sanatı pek sevmiyorum. Mesela bence sanat filmleriyle soyut resimler aynı kefede. Hani enteller soyut bir resmin karşısına geçerler, tek elleriyle çenelerini okşarlar sonra da başlarlar ya, “Şahane bir tablô, ressam hüzün ve neş’eyi bir arada anlatmış, hele şu köşedeki karaltı yok mu, insanı nasıl da derinden etkiliyor!” bla bla.. Hiiiçç bir şey anlamam soyut resimlerden anlayanı da sevmem :) İşte sanat filmleri de aynen böyle benim için. Opera keza, kulaklarımı yırtar geçer. Velhasıl sanatın üstün entellere yönelik kısmı beni ilgilendirmez, kendimi bulabildiğim şeyler güzeldir bana göre. İsterse amatörce yapılmış olsun.

Eüü konu dağıldı sanki, neyse efendim, izlemeye değer bir film. Yalnız şunu da söyleyeyim. Benim gibi sabırsız biriyseniz bence bu filmi sinemada izlemelisiniz. O da şu sebepten; o parayı verdikten sonra ve filmin ortasında gidemeyeceğiniz için mecburen sonuna kadar izlersiniz. Evet güzel film dedim ama sanat filmi ne de olsa, belli bir yavaşlık söz konusu. Ama film bittiğinde iyi ki gelmişim dersiniz. Sakin sakin izleyebilecek olanlar gitsin. İyi seyirler de diyeyim de tam kendini bir filme gitmekle adam olmuş zannedenlere benzeyeyim.